Sualtında ve Su Kaynaklarında Deprem Sinyalleri

karaburun-sığacık-deprem
İzmir Karaburun Depremi Merkezi ve Sığacık
Geçtiğimiz günlerde 6,2 şiddetinde meydana gelen ve merkez üssü İzmir Karaburun olan deprem, İstanbul, Bursa Çanakkale gibi pek çok şehrimizde ve Yunanistan’ın Midilli Adası’nda hissedildi. Depremin artçılarının en az bir ay boyunca devam edeceği söyleniyor. Depremin ardından ortaya çıkan bir sualtı videosunda dikkat çeken deniz dibinden çıkan baloncuk görüntüleri çeşitli haber sitelerinde ve sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. Ancak bu görüntü Sığacık’ta bulunan kanyon dalış bölgesinde çekilmiştir vehava kabarcıkları kanyon bölgesinde başka bir dalış grubuna aittir. Peki hava kabrcıkları gerçekten depremi haber verebilir mi?

Peki, deprem gerçekten sualtında oluşan kabarcıklardan anlaşılabilir mi?

Deprem Uzmanı, Jeofizikçi Prof. Dr. Ahmet Ercan daha önce yaptığı açıklamalarda yeraltı sularında 1 saat ve 3 ay gibi bir zaman aralığında meydana gelen bazı değişimlerden depremin yaklaştığının anlaşılabileceğini belirtiyor. Örneğin; depremden belirli süreler önce su veriminde, sıcaklığında, tadında, kokusunda ve kimyasında belirli değişiklikler meydana gelebilir. Yeni kaynaklar oluşabilir veya kaynaklar kuruyabilir ve Sığacık’ta görüntülenen kabarcıklar gibi su içinde hava kabarcıkları oluşumunu görmek mümkündür. Nitekim geçmişte yaşadığımız 17 Ağustos depreminin aynı ay içerisinde Yalova Kaplıcalarında sinyal verdiği ortaya çıkmıştı. 2 Ağustos’ta kaplıca zemininde kırılmalar ve yeni kaynak oluşumları gözlenmiş ve kaymakamlığa bildirilerek, tutanak tutulmuştu. Ancak incelemeye gelineceği gün deprem meydana gelmişti. Jeolog ve Jeofizikçi Prof. Dr. Aykut Barka sularda yaşanan ani ısı değişimlerinin mutlaka hızlıca incelenmesi gerektiğini belirtip, “Bu değişimlerin yarattığı şüphe ile hemen deprem olacak demek zordur. Ancak 1992 yılında Erzincan’da yaşanan depremde birbirine çok yakın kaynaklarda birbirinden farklı suların çıktığı gözlemlendi ve o sularda yaşanan bozulma ve karışma bir ay önceden yetkililere bildirilmek üzere çalışmalar yapıldı. Ancak gerekli yazı MTA’ya gidene kadar 13 Mart’ta Erzincan depremi meydana geldi.” dedi. Depremin yaklaştığı dönemde deniz suyunun ısınmasının doğal bir olgu olduğunu belirten Barka, “Bu dönemde kuyularda suların yükselmesi veya alçalması, dip balıklarının yüzeyde dolaşması, termal kaplıcalarda su sıcaklığının birden artması beklenir.” dedi.

Deprem Öncesi Köyü Boşalttı

Yine başka bir olay da 2004 yılında Bolu’da meydana gelen ve 4.6 şiddetinde olan deprem öncesinde yaşandı. Düzce’de o dönemde kaplıca işleten Kazım Özgen depremleri önceden tahmin ederek TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezine bildirdiğini belirtti. Özgen, Bolu’da yaşanan depremi de MAM danışmanını arayarak 5 saat önceden haber verdiğini söyledi ve suda olan küçük değişiklikleri takip edip, Bolu depremi ile beraber İran depremi gibi başka bir çok depremi de önceden bildiğini iddia etti. “Kaplıca sularının çamur nedeni ile renk ve koku değiştirmesi bölgede yaşanacak olan bir depremi işaret ediyor. Ben tahminlerimin en büyük faydasını 12 Kasım Düzce depreminde gördüm. Valimizle ve Gölyaka Kaymakamı ile şüphelerimi defalarca paylaştım ancak ciddiye alınmadım. Son çare olarak köyümde evleri boşalttırdım, deprem köyde 12 evi yerle bir etti ancak can kaybı yaşanmadı.” dedi.

Dalış Eğitmenlerine Sık Sorulan 10 Soru

Eğitmenler, dalış öğrencilerinden kimi soruları tekrar tekrar duyar. Her dalıcının endişe duyduğu konuları, merak ettiği bu soruları sizler için derledik. Sizde merak ettiğiniz soruları yorum olarak yazın, eğitmenlerimiz sizler için cevaplasın.

Dalış sırasında havam biterse ne olur?

Bu durumun gerçekleşme ihtimali çok düşüktür. Aldığınız eğitimler sırasında hava tedariğinizi sürekli ve nasıl takip etmeniz gerektiği size öğretilecek ve hava kaynağı ile ilgili bir sorun olmadan önce dalışların bittiğini siz de göreceksiniz. Bu eğitimlerde hava kaynağı ile ilgili karşılaşabileceğiniz her türlü problemi ve bu problemler başa çıkmanın birden fazla yolunu eğitmenleriniz sizlere öğretecektir. Bu yüzden havanız azalsa bile sizler bu durumu kontrol altına alabilmek için gereken becerilere sahip olacaksınız. Bu konuda endişe yaşıyorsanız, hava tüketimini minimuma indirmek için verdiğimiz ipuçları ilginizi çekebilir.

Bir dalış ne kadar sürüyor?

Bu soruyu cevaplamak zor. Pek çok tecrübesiz dalgıç fazla gerginlik ve heyecandan dolayı tecrübeli dalgıçlardan daha hızlı hava tüketir. Derinlik, su ve hava koşulları, ekipmanlarınız, paletlerinizi kullanma şekliniz ve hatta su sıcaklığı dalış süresini etkileyen diğer faktörlerdir. Ortalamalar üzerinden konuşacak olursak ilk dalışınız en az 20 dakika olmalıdır, su altındaki durumunuza göre 25-40 dakika arasında değişiklik gösterir. İlk dalışınızın süresini denemeden bilmezsiniz ancak kesin olan bir şey var ki; dalış yaptıkça hava tüketiminiz, dolayısı ile suda kalma süreniz artacaktır.

Kaç metre derine dalabilirim?

Sportif dalışlar 30 metre ile sınırlandırılmıştır. Ancak dalabileceğiniz derinlik aldığınız eğitime göre belirlenir. Başlangıç kursunu alan dalgıçlar maksimum 18 metreye dalış yapabilmektedir.

Gözlük kullanıyorum, yine de dalış yapabilir miyim?

Kesinlikle evet. Kontakt lens kullanmak çarelerin ilki. Özellikle günlük lens kullanımı size dalışlarınızda rahatlık sağlayabilir. Kullanıp, atmak hem hijyen açısından hem de lens kaybolursa yerinin doldurulabilmesi açısından sizin daha rahat vakit geçirmenizi sağlayacaktır. Lens kullanamıyorsanız ise numaralı bir maske kullanmak sizin için en iyi seçenek olabilir. Bazı dalış merkezlerinde numaralı bir maske bulmanız olası ancak sizin göz numaranızı karşılayan bir maske bulma olasılığı çok da yüksek olmayacaktır. Tüm bu sebeplerden, yakını da uzağı da göremeyen dalıcılar için yapılabilen numaralı bu maskelere yatırım yapmak iyi bir fikir olabilir. 

Okumakla pek aram yok, teori kısmını yine de anlayabilir miyim?

Evet. Eğitim programları genellikle herkesin anlayacağı şekilde tasarlanmıştır. Bununla beraber internet ortamının da gelişmesi ile öğrenme şekliniz ne olursa olsun her şeye erişebilmek mümkün. İnternette videolara, sunumlara, uygulama gösterimlerine ve eğitim içeriklerine bir tıkla ulaşabilirsiniz. Teoride veya pratikte merak ettiğiniz her soru için e-posta ile veya sosyal medyadan bize ulaşabilirsiniz.

Tehlikeli deniz canlıları olacak mı?

Türkiye sularında dalış bölgelerinde tehlikeli denebilecek bir tür bulunmamaktadır. Bu tamamen dalış noktanıza ve “tehlikeli” kelimesinden ne anladığınıza bağlı olarak değişir. Bazı bölgelerde dokunulmaması gereken bitkiler ve deniz canlıları bulunabilir. Çoğu deniz canlısı saldırıda bulunmaz ancak savunma amacı ile size zarar verebilirler. Eğitmenleriniz ve dalış liderleriniz bulunduğunuz bölgede yer alan canlılar hakkında sizi bilgilendireceklerdir. Altın kural herhangi bir şeye dokunmamaktır. Bu hem sizi hem sualtı dünyasını korumak için en iyi yoldur.

Dalış eşim olmasa bile dalabilir miyim?

Tabi ki! Dalış için bulunduğunuz teknede, kulüpte, programda eğitmenleriniz veya liderleriniz sizin için bir dalış eşi atayacaktır. Dalış eşim yok diye üzülmeyin, dalışlarınız sayesinde pek çok yeni arkadaşlık da edinebilirsiniz.

İyi bir yüzücü değilim, problem yaşar mıyım?

Michael Phelps olmanıza gerek yok. Dalış için minimum yüzme becerileri yeterlidir. Şnorkel kullanabiliyor ve suyun üzerinde kendinizi rahat hissediyorsanız yeterli olacaktır. Suyun üzerinde rahat hissetmiyorsanız bir kaç yüzme dersi almanız sizi bir sonraki dalışlarınızıda rahatlatabilir.

Kendime ait dalış ekipmanım olmalı mı?

Hayır. seçmiş olduğunuz dalış merkezinin ekipman sağlayıp sağlamadığını öğrenmeniz yeterli. Dalış hayatınızda tecrübe kazandıkça ve sık dalış yapmaya başladığınızda zaten kendi ekipmanınızı edinmek isteyeceksiniz. Kendi ekipmanlarınız varsa ekipmanların kullanımı hakkında yazımız ilginizi çekebilir.

Dalış eğitimi ne kadar sürmektedir?

Bu eğitim için başvurduğunuz dalış sistemine ve dalış kulübünüzün imkan ve tercihine göre değişiklik gösterir. Ancak genelde 2 – 4 gün içerisinde eğitimi tamamlayabilirsiniz.

Denizlerin Turkuaz Renginin Sırrı; Fitoplanktonlar

Bandırma 17 Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, Marmara Denizi’nin turkuaza boyanmasının doğal bir olay olduğunu ve hiçbir tehlike olmadığını söyledi. Dekan, bu renk değişiminin önümüzdeki sezonlarda hamsi, lüfer ve sardalyanın bereketleneceğinin bir işareti olacağını belirtti.

Hazar Denizi üzerinde görütülenen kum fırtınası.
Prof. Dr. Sarı, Marmara Denizi’nde yaşanan renk değişiminin artan alglerin sebep olduğunu, bu durumun hiçbir sıkıntısı olmadığını söyleyen Sarı, “Bundan bir kaç gün önce Sahra Çölü’nden tozlar, Karadeniz Bölgesi’ne taşındı. Bu tozların taşınmasından sonra gündüz vakti yağan yağmurlar renk değişiminin en önemli sebebi. Sahradan taşınan bu tozlar demir içeriyor ve yağan yağmur ile denizimizi gübreliyor. Bu demir artışı ile “Emilianahuxley” denilen fitoplanktonda artıyor ve denizin rengi değişiyor. Bu olay denizde pozitif bir değişime de sebep oluyor. Yani şuan gözlemlenen durum fitoplankton sayısının patlaması sonucu oluşuyor. Bu mevsimde beklenen bir durum değil, genelde Mart ve Nisan ayı başında alglerde bu artış gözlenir. Ancak yağan bu yağmurlar ve taşınan çöl tozları sonucunda bu olay gerçekleşmiş oldu.” dedi.

Balıklara Bereket Yağdı

Yaşanan bu renk değişimlerinin geceleri yakamoza dönüştüğünü belirten 17 Eylül Üniversitesi Denizcilik Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı bu olayın besinleri zenginleştirdiğini, ve algleri arttırdığını söyledi. Bu olayın insan etkisiyle gerçekleşmemesine, şuan için kirlilik ile gündeme gelinmediğine sevindiğini belirten Sarı çölden taşınan tozlardan kaynaklanan bu durumun balıkları lehine olduğunu belirtti. Üreme zamanında yaşanan besin artışının önümüzdeki sezonlarda balıklara bereket getireceğini, özellikle hamsi, lüfer ve sardalyayı bollaştıracağını söyledi. Marmara Denizi’nde yaşanan bu doğa olayının keyfini çok geç olmadan çıkarmak lazım.

Peki, nedir bu fitoplankton?

Su ortamında yer alan besin zincirinin temelini fitoplankton dediğimiz, tek hücreli fotosentez yapabilen bitkisel bir tür plankton oluşturuyor. Gözle görülemeyen bu küçük canlıların sayıları o kadar fazla ki uzaydan bakıldığında sular üzerinde yeşilimsi bir tabaka halinde gözlemlenebiliyor. Bu planktonlar bir çok yavru su canlısının besinidir. Bu sebeple yetiştiricilik çalışmalarında sıkça kullanılır. Su ortamında organik madde sentezleyen yani besin üreten temel canlı fitoplanktondur. Marmara Denizi’nde yaşanan fitoplankton artışı da larvalara besin olması sebebi ile gelecek zamanlarda su canlılarının popülasyon artışına yardımcı olacaktır. Kara bitkilerine göre daha karmaşık bir karbon molekülü oluşturan bu canlılar çeşitli besleyici elementleri de bünyelerinde barındırır. Bir ışık kaynağı yardımı ile de fotosentez yapar ve besin üretir.

Fitoplanktonların Fotosentezi

6 CO2 (Karbondioksit) + 12 H2O (Su)+ Işık enerjisi → C6H12O6 ( Glikoz= Besin Molekülü)+ 6 O2 (Oksijen) + 6H2O (Su) Atmosferde yer alan karbondioksitin %60’ını tutan bu canlılar atmosferin kimyasal dengesini korumak adına çok önemlidir. Yaşanan küresel ısınma atmosferde sülfür ve karbondioksiti arttıracak ve denizlerde karbonikasit gibi çok etkili maddelerle asitlenecek bu da fitaplankton sayısının gerilemesine sebep olacaktır. Dengeyi sağlayan bu canlıların azalması beraberinde zincirleme bir reaksiyon yaratacaktır. Bu sebeple sularımızın ve havamızın temizliği çok önemlidir. Yaşadığımız bu güzel olayın insanları etkileyip, deniz ve hava kirliliğine karşı farkındalık yaratması dileğiyle…

 

Dalış Tabloları ve Nitrojen Emilimi

Bugün birçok dalıcının tercih ettiği metot dalış bilgisayarı ile dalmak olsa da, dalış tablolarının nasıl işlediğini, kullanılan terminolojiyi ve dalışları planlamayı anlamak da çok önemlidir.

Dalıcıların sualtı kariyerlerine başlangıç aşamasında alınan “Dalış Planlaması ve Dalış Tabloları” eğitimi, derinlik, süre ve azot birikimi konusunda temel bilgileri vermektedir. Halk arasında vurgun olarak adlandırılan dekomprasyon hastalığı, tümüyle vücudun azot (nitrojen) emilimine bağlıdır. Yazımız boyunca azot ve nitrojen dönüşümlü olarak kullanılmaktadır. Yüzeyde soluduğumuz nitrojen (azot) metabolizmaya bir zarar vermez. Dalış boyunca artan ortam basıncı ile kısmi gaz basınçları da artar. Artan basınç etkisiyle soluduğumuz havadaki azot vücuda daha yüksek oranda girer ve vücut dokularına karışır. Su altında kalınan zaman ve derinlik arttıkça dokular doyana kadar gaz emilimi devam eder. Nitrojenin kan ve vücut dokularında birikmesi belli bir zaman alır. Aynı şekilde, yeniden kandan ve vücut dokularından dışarı atılması da zaman alacaktır. Yüzeye çıkıldığında vücut, dokularındaki nitrojeni atmayı sürdürür. İkinci bir dalışta dalıcının dokularında ve kanında bir miktar artık nitrojen bulunacaktır. Yani dalıcının dokularındaki nitrojen düzeyi, ilk dalışın başlangıcında olduğundan farklı olacaktır. Fazla azot miktarının kabul edilebilir limitlerde olması halinde vücudumuz komplikasyon yaratmadan bu azotu dışarı atabilir. Azotu kabul edilebilir limitlerde tutmak için dalış tabloları oluşturulmuştur. Dalış tabloları sadece dalış boyunca soğurduğunuz azot miktarına göre maksimum zaman ve derinlik limitlerini belirlemekle kalmaz, aynı zamanda önceki dalışlardan vücudumuzda kalan azotu da dikkate alarak bu limitleri gösterir. Kalan Nitrojen Zaman Tablosu yüzey fasılası vermiş olsanız dahi, kan ve dokularınızda henüz ayrışmamış çözünmüş halde bulunan nitrojeni belirler. Bu fazlalık, vücutta birikmiş nitrojendir ve artık nitrojen olarak adlandırılır. Bir sonraki dalışı planlarken, artık nitrojeni göz önüne alarak hesap yapmanızı gerektirir. Ardışık dalışları planlarken Kalan Nitrojen Zaman Tablosunu kullanabilirsiniz. Aynı zamanda bu tablo Yüzey Fasılası Tablosudur. Bu tablodaki kutuda yer alan iki sayıdan üstte bulunanı kalıntı zamanınızı (Residual Time), yani ikinci dalışınızda vücudunuzda emilmiş nitrojen olarak farz etmek zorunda olduğunuz zamanı ifade eder. Alttaki sayı ise bu dalışta sizin uymanız gereken Doppler dekomprasyonsuz dalış limiti sürenizi gösterir. Dalış boyunca vücutta biriken ve atılan azot miktarını bankadan alınan belli limitteki para, harcama sonrası oluşan borç ve borcun belirli miktarlarda geri ödenmesi mantığı ile düşünebiliriz. Şimdi sizlerle verilen bilgilere bağlı olarak bankadan alacağımız azot limitimiz ile birlikte gün içerisinde 2 dalışı planlayalım:

1. Dalış:

Sabah keyifli yapılan bir kahvaltı sonrası tekneye geldiniz. Tekne limandan hareket etti, hava ve deniz durumuna bağlı olarak kaptan teknedeki dalış liderleri ile konuşup uzun zamandır merak ettiğiniz ve dalmak için sabırsızlandığınız bankoya (reef) gitmeye karar verdi. Heyecan dorukta ve dalış noktasına son 10 dakika uyarısı ile brifing için hazırsınız. Dalış lideriniz günün ilk dalışında grubunuzun seviyesine bağlı olarak 20 metreye 30 dakikalık bir dalış planlamış. Giriş, çıkış ve acil durum prosedürlerinin tekrarı sonrası dalış eşiniz ile birlikte kuşandınız, dalış eşiniz ile kontrolünüzü tamamladınız (buddy check) ve büyük adım. Sudasınız. 30 dakika sonra yüzeye geldiğinizde maskeniz yüzünüzdeki gülümsemeyi biraz örtse de, dalıştan aldığınız keyif her halinizden belli. Şimdi gelelim dalış tablomuza; günün ilk dalışında 20 metreye 30 dakikalık bir dalış planladınız (20 metre için dekomprasyonsuz dalış limitiniz: 40 dakika; Tablo-1) 20 metrede 30 dakikalık dalış sonrası, vücudunuzda belli bir miktar azot birikimi oldu. Yani grup harfi olmadan başladığınız ilk dalışınızda sudan çıktığınız andan itibaren vücudunuzda biriken azota bağlı olarak bir grup harfiniz oldu.
Tablo 1
  Bir grup harfiniz olması demek, azot bankasından azot kredisi kullanıp, bu azotu vücudunuzda biriktirdiniz demektir. 20 metrede 30 dakikalık dalış sonrası siz artık F grubundasınız (Tablo-1). 1.dalış sonrası 10 dakika ile 12 saat arası yüzey fasılası ile yapacağınız her dalış ardışık dalış olacaktır.   İşte bu ardışık dalış öncesi ilk dalışta biriktirdiğiniz azot ve yüzey fasılası ile vücuttan attığınız azotun hesabı tutularak 2. Dalışınız için planladığınız derinliğe bağlı olarak azot bankası size bir hesap özeti gönderecektir.

2. Dalış:

Tablo 2
Tekne ikinci dalış noktası için hareket etti, bu arada siz de öğlen yemeğinizi aldınız. Yemek ve güneşlenme ile birlikte ikinci dalışa kadar 2 saat yüzey beklemeniz oldu. 20 metrede 30 dakikalık dalış sonrası F grubu olarak 2 saat yüzey fasılası sonrası şimdi D grubundasınız (Tablo-2). Şimdi 2. dalış zamanı. Bu dalış için dalış liderinizin yaptığı plan 15 metreye 30 dakikalık bir dalış.

İşte hesap özetiniz geliyor:

15 metre dekomprasyonsuz dalış limitiniz: 70 dakika (Tablo-1) – MÜŞTERİ LİMİTİ 1.dalışta biriken ve 2 saat yüzey fasılası sonucu atılan azot sonrası kalıntı azot miktarı: 29 dakika (Tablo-3) – DÖNEM BORCU Tablo 3’de, D grubunun yapacağı 15 metreye ardışık dalış için kalıntı azot miktarı 29 dakika (üst kutu), ardışık dekomprasyonsuz dalış limiti ise 41 dakikadır (alt kutu). Alt kutuda yer alan 41 dakika ise hesap özetindeki KULLANILABİLİR LİMİT değeridir. Burada dikkatimizi çekmesi gereken hesap: Kalıntı azot miktarı ve ardışık dekomprasyonsuz dalış limiti toplamının 29+41=70 olduğudur. Burada bulduğumuz 70 değeri, bizim MÜŞTERİ LİMİTİ değerimizdir.

İşte Hesap Özetiniz:

Azot Borcunuzu Ödeyin, Banka Takibine Kalmayın

Brifing sonrası her zamanki gibi giriş, çıkış ve acil durum prosedürleri tekrarlandı. Siz de dalış eşiniz ile birlikte kuşandınız ve dalış eşiniz ile kontrolünüzü tamamladınız (buddy check). Büyük adım, sudasınız ve şimdi dalışınızın dalış tablosu limitleri içerisinde olduğundan emin bir şekilde, yaptığınız plan dahilinde dalışın keyfini çıkardınız. Dalış tablolarının mantığının tam olarak anlaşılması, “iyi bir dalıcı” ile “çok iyi bir dalıcı” arasındaki farkı ortaya koyacaktır. Amacımız her dalışta daha iyi bir dalıcı olmak olsun ve dalışlarınızın keyfi daim olsun. Can Kaplan

Dalış Grubunuzu Kaybetmek, Kaybolmak

“Dalış grubunuzu veya dalış eşinizi kaybederseniz ve kaybolursanız ne yapmalısınız?” sorusu herkesin kafasında bir yerlerde dönüp duran bir sorudur. Eğitimlerde hep vurgulanır ve anlatılır ancak yaşamayınca dikkate alınmaz. Eğitimlerde anlattıklarımızı bir hatırlayalım o zaman…

Sakin bir şekilde kalmak çok önemlidir. Telaş etmenizi gerektirecek bir durum olmadığını unutmayın. Sualtında havanız var ise her türlü sorun çözülür. Sakin kalmanız veya telaşlı olmanız hava kullanımınızı da etkiler. Kaybolursanız, sualtında biraz yükselip etrafınızda tam bir dönüş yapın. Aşağıya ve yukarıya bakınarak grubunuzu görmeye veya çıkan kabarcıkları bulmaya çalışın. Dalış feneriniz yanınız da ise açık tutun. Fener ışığının iyi görülebilecek bir sinyal olduğunu unutmayın. Böylelikle görüş olmayan zamanlarda daha dikkat çekecek bir işaret kulanmış olursunuz. Grubunuzu gördüyseniz ve yaklaşabiliyorsanız hava durumunuzu kontrol edin ve yanlarına gidin. Eğer hava durumunuzda azalma var ise belirli bir mesafeden yükselerek takip edin. Bu şekilde tekneden çok uzak bir yerden çıkma ihtimalini engellemiş olursunuz. Mümkün olan ilk anda işaretleşerek durumunuzu bildirin. Kurallara uygun bir şekilde emniyet beklemenizi yaparak çıkın. Kimseyi bulamadıysanız, kurallara uygun bir şekilde dakikada maksimum 10mt hızla yükselerek,  5mt’de emniyet beklemenizi yapın. Eğer yanınızda var ise emniyet beklemeniz sırasında dalış şamandıranızı (SMB) yüzeye gönderin. Emniyet beklemeniz bittikten sonra yüzeye sağlıklı bir şekilde çıkarak durumunuzu kontrol edin. Çıktığınızda tekne görünüyor ise muhakkak iyi olduğunuzu veya yardım istediğinizi belirtecek şekilde haberleşmeyi ihmal etmeyin. Bu durumun orta su dalışlarında olması kadar ürküteni de yoktur. Yazıyı okuyan okurarımızdan bazılarının başına gelmiş bile olabilir. Umarız kimse böyle bir duruma düşmez.

Plan Yapın

Zihninizde her zaman için bir plana sahip olmak sadece dalışlarda değil normal hayatımızda da zor zamanları aşmanın en rahat yoludur. Dalışlar bir istisna değildir. Dalış eşiniz ile dalış sırasında birbirinizi kaybederseniz ne yapacağınızı konuşmak garip mi geliyor? Peki ya başınıza bir problem gelirse bir plan iyi olmaz mıydı? Daha da ileri olabilecek her türlü senaryo için kafanızda bir plan olması iyi olmaz mı? İşte bunları düşünmeye başladıysanız profesyonelliğe doğru adım atmışsınız demektir. Bu aşamadan sonra artık yardımcı ekipmanlardan dalış şamandırası taşımaya başlarsınız. Özellikle orta su dalışlarında yanınız da dalış şamandırası (SMB) taşımanız olası kaybolma durumların da çok işe yarayacaktır. Yüzeye sağlam bir şekilde ulaşmanın yanı sıra rengi sebebi ile fark edilmek daha rahat olacaktır. Tipik olarak dalış grubu kaybın farkında ise sizi o bölgeden almadan gitme ihtimali çok düşüktür. Bu tür efsane hikayeler vardır hatta bu konularda çekilen filmler bile bulunuyor. Ancak bilinmelidir ki, planlama düzgün ve bilinçli bir şekilde yapılırsa bu tür efsaneler ancak filmler için birer hikaye konusu olur. Dalış kurallara uyduğunuz takdirde sizin için en güvenli spordur!

Sualtında “Sünger Dalgıçları” Fotoğraf Sergisi

Fotoğrafçı Mustafa Kapkın’ın, kendi imkanları ile yaptığı fotoğraf makinesiyle 63 yıl önce sualtında çektiği 24 fotoğraftan oluşan “Sünger Dalgıçları” sergisi fotoğrafçı olan oğlu Ahmet Kapkın tarafından açıldı.

Türkiye’nin ilk sualtı fotoğraf sanatçılarından olan ve 1975 yılında 51 yaşında vefat eden Mustafa Kapkın, 1957 yılında kendi yaptığı sualtı fotoğraf makinesi ile 4 ay boyunca Bodrumlu süngercilerin zorlu çalışma şartlarını onlarla beraber yaşayarak fotoğraflamıştı. Bu fotoğraflardan 24’ü, Ahmet Kapkın ve Murat Kaptan işbirliği ile oluşturulan sergide iki ay boyunca ziyarete açık olacak. 63 Yıllık Sualtı Fotoğrafları Sualtında Sergileniyor

Kurdele kesildi

Çeşme’de bulunan ve daha önce Eşek Adası yakınlarında 30 metreye batırılan Sahil Güvenlik Botu TCSG 68’in içerisinde yer alan sergi dalış meraklılarını bekliyor. Türkiye’de sualtında ilk kez yapılacak olan serginin açılışı Ahmet Kapkın ve emekli amiral Ekmel Totrakan tarafından yapıldı. Kurdele kesilen sergi açılışı Tahsin Ceylan, Murat Kaptan ve Lütfü Tanrıöver ve Anadolu Ajansı tarafından görüntülendi. Hazırlığı 6 ay süren ve küratörlüğünü Murat Kaptan’ın yaptığı sergi hakkına Ahmet Kapkın “Babam 1954 yılında Bodrum’da sünger avcıları ile 4 ay boyunca dalarak onların su üstü ve sualtında yaptıkları çalışmaları görüntüledi. Bu fotoğrafları ait oldukları dünyada sergileyebilmek heyecan verici. Fotoğraflar sünger dalıcılarının nasıl kıyafetler giydiklerini, nasıl toplama yaptıklarını, yaşadıkları zorlukları gözler önüne seriyor.” dedi.

4 bin Metrede Yaşayan Balık Yıllar Sonra Görüntülendi

Avustralya’da derin sular ile ilgili yürütülen çalışmalarda “yüzsüz” bir balık ile karşılaşıldı.

40 bilim insanı ve destek ekibinin yürüttüğü, Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Örgütü ve Viktorya Müzesi liderliğinde, Avustralya’nın batı kıyısında yapılan derin su örnekleme araştırmaları iki haftadır sürüyor. 4000 metre ile 6000 metre arasında yaşayan pek çok canlı örneği toplanıyor. Bir ay sürecek bu örnekleme çalışmaları sırasında karşılaşılan en ilginç örnek ise görenleri şaşkınlığa uğratan; yüzsüz balık. 4000 metre derinlikte, çok yüksek basınçta ve  1⁰C sıcaklıkta yaşayan bu balığın yaşadığı derinlikte deniz dibi bitki örtüsü açısından oldukça çorak ve bakir bir ekosisteme sahip.
John Pogonoski’nin Typhlonus nasus’u ilk incelemesinden bir görüntü.
Kahverengi ve beyaz renkte, yüzünün olması gereken yerde tek bir göz açıklığı bile bulunmayan bu balığın genetik örnekleri ve fotoğrafları ekip tarafından, Zooloji ve Sınıflandırma uzmanı ve yılan balıkları konusunda uzman olan John Pogonoski’ye e-posta yolu ile ulaştırıldı.

Yüzsüz Balığa Ad Bile Bulunmuştu

Avustralyalı ekip yeni bir tür bulduklarını düşünüp, bu balığa bir kaç ad bile bulmuştu ancak balığın ilk olarak 1874 yılında tespit edildiği ortaya çıktı. John Pogonoski’den alınan bilgiye göre bu balık bir yılan balığı türü olup, 1874 yılında Mercan Denizi’ne 2440 kulaç (yaklaşık 4400 metre) derinlikten çıkarılmış ve ilk defa kayıt altına o dönemde alınmıştı. Bilim çevrelerince Typhlonus nasus adı ile bilinen balık, yeni bir tür olmasa da heyecanlandıran bir keşif; çünkü bu türün bu denli büyük bir örneğine ilk defa ulaşılıyor.
1874’de bulunan Typhlonus Nasus’un illustrasyonu. Yunanca typhlonus “kör”, nasus ise “barlam balığı” anlamına geliyor.
2017’de bulunan Typhlonus Nasus’un fotoğrafı.
Uzmanların görünüşünü inanılmaz bulduğu balığa bakıldığında ne ağız, ne göz ne de başka bir şey görülebiliyor. Ağzı gövdesinin altında yer alan balık bilim insanları tarafından bu görünüşü yüzünden “yüzsüz” olarak anılmaya devam ediliyor. 4000 metre ile 5000 metre arasında yaşayan ve oldukça nadir bulunan bir balık için oldukça geniş bir coğrafyaya yayılan bu balığın; Umman Denizi’nde, Papua Yeni Gine’de, Endonezya’da, Japonya ve Hawaii’de bulunduğu bilinmekte.

Sualtı Dokunmatik Ekranları ile Yunusların Zeka Seviyeleri Test Ediliyor

Bilim insanları özel olarak hazırlanan 2,5 metre boyunda sualtı dokunmatik bilgisayarları ile yüksek sosyal özelliklere sahip olan memeliler, yunuslar, üzerinde çalışmalara devam ediyor.

Yunuslar ve insanlar arası iletişimi sağlamaya yönelik hazırlanan bu sistem yunuslar için özel tasarlanan uygulamalardan, sembolik klavyeden meydana geliyor. Araştırmacılar yunusların kelime öğrenme kapasitelerini ve iletişim davranışlarını kavrama amacı ile yaptıkları bu araştırmada sembollerle bir iletişim kurmaya çalışacak ve bu iletişim şeklini öğrenmelerinin davranış şekilleri üzerinde yarattığı etkiyi gözlemleyecekler. Araştırmacı bilim insanı Diana Reiss bu araştırmanın yunusların düşünceleri işleme yapısı ve beyinlerinin çalışma şekilleri hakkında bir kapı aramayacağını belirtti. Sözlerine ‘Yunuslara verilen bu çoklu seçim şansı ile onların düşünce yapısını daha iyi öğreneceğiz ve bu bize onların vokal iletişimlerini çözümleme şansı verecek.’ şeklinde devam etti.yunusların zekası test ediliyor Rockefeller Üniversitesi’nden Marcelo Magnasco ise yunuslarla çalışabilmek için güvenli bir yol bulmanın şaşırtıcı derecede zor olduğunu ancak bu muhteşem canlıların çok zeki ve interaktif olduklarını ve onlarla çalışmanın bir lütuf olduğunu söyledi. Yaratılan interaktif sistemin çok özel bir eğitime gerek olmadığını ve yunusların kullanma davranışlarına göre sistemin evrimleşeceğini belirten araştırmacılar bazı yunusların bu sistemi yavaş yavaş keşfettiklerini belirtti. Hatta genç yunuslardan birinin sistemde yer alan uygulamalardan biri olan balık yakalama oyununu hiçbir yardım almadan keşfettiğini, bu oyuna karşı çok ilgili olduğunu ve kısa süre içinde de uzmanlaştığını eklediler.

Mayıs 2017 Dalış Ekipmanları İncelemesi

En yeni dalış ekipmanlarına bir göz atmaya ne dersiniz? Bu yazımızda Mayıs ayının en dikkat çeken dalış ekipmanları sizler için derlendi.

İşte Mayıs 2017’nin en dikkat çeken dalış ekipmanları:

mares bolt sls1.Mares Bolt SLS

Vücudu rahatça saran ve hareket kabiliyetini kısıtlamayan BC, 21 kilo ağırlık kaldırma kapasitesine sahip. Bir veya iki tüp bağlanabilen denge yeleği yine de seyahatleriniz için uygun boyutlarda kompakt bir tasarıma sahip. Mares yeleğin kaydır ve kitle ağırlık sistemi tek tuşla emniyetli şekilde kilitlenebiliyor.     scubapro hydros pro  

2.Scubapro Hydros Pro

Bir dakikada tam teçhizatlı bir yelekten, bir seyahat yeleğine dönüşebilen Hydros Pro’nun her bir parçası çıkabilir, yerine başka bir parça yerleştirilebilir ve modifiye edilebilir. Vücudunuzu saran kısmı Monprene malzeme ile üretilmiş olup BC’nizi daha rahat ve stabil hale getirilmesi amaçlanmıştır.      

aqua lung i2003.Aqua Lung i200

Etkileyici bir boyuta sahip i200 dalış bilgisayarı dört operasyon tuşuna sahiptir. Kolay görülebilir ekran, kolay çalışma modlarına sahip bu dalış bilgisayarı alarm durumunda ses ve kırmızı LED ışık yayıyor.    

sealife dc20004.Sealife DC2000

Sealife markasının en gelişmiş kamera özelliğine sahip DC2000 20 MP sensöre sahip. RAW formatında çekim yapabilen kameranın, çoklu çekim modu (manuel dahil), görüntü sabitleme özelliği, hızlı deklanşör gibi pek çok özelliği bulunuyor. Tüm bunlara rağmen çok kolay bir kullanım sağlayan DC2000 ile çekilen resimlere buradan ulaşabilirsiniz.  

Neden Dalış Bilgisayarınızın Kullanım Kılavuzunu Okumalısınız?

Divers Alert Network’e göre, ekipman sorunları, tüplü dalış kazalarının % 15’ini oluşturmaktadır. Bu sebeple dalış bilgisayarları söz konusu olduğunda kullanım kılavuzlarını muhakkak okumalısınız.

Ancak bu sorunlar, kullanıcı hatası, uygun olmayan kullanım, doğru konfigürasyonun sağlanamaması, bakım eksikliği ve yetersizliği, ekipmana aşinalığının olmaması şeklinde sıralanmaktadır. Ekipmanlarınızın, özelliklerini ve işlevlerini öğrenmenin en iyi yolu onları kullanmaktır. Ancak tek bir dalış, dalış bilgisayarınızın özellikleri veya diğer ekipmanlarınız hakkında tüm bilgilere sahip olmanıza olanak vermez. Derinlik ve dekosuz dalış zamanı gibi normal dalış verileri, herhangi bir bilgisayarda anlaşılması kolaydır. İşler dalış bilgisayarının size verdiği diğer bilgileri okumaya geldiği zaman, dalış bilgisayarınızın size tam olarak ne anlattığını çok iyi bilmeniz gerekir. Örneğin, ScubaLab’ın en son dalış bilgisayar incelemesindeki bilgisayarlar arasında, görüntülenen uyarılar ve kaçırılan deko duraklamaları için alınan aksiyonlar arasında ciddi farklar vardır. Bazıları kilitlenmeden önce beş dakika süreyle kaçırılan bir deko uyarısı verirken diğerleri iki dakika veya üç dakika boyunca kaçırılan bir deko uyarısı verir. İhlal durumu veya sınırlamalar ile ilgili bilgi / uyarı varken görüntülenenler çok çeşitlidir; Bilgisayarlardaki ekranlarda “VIO”, “VOOLATION”, “SOS”, “Er” veya “EEEE” arasında değişen uyarılar gözükmektedir. Sınırlamalar için yapılan ayarların uyarı sesleri vardır. Bazıları, derinlik veya zaman dışındaki tüm özellikleri gizlemekle birlikte bazıları, tüm dalış verilerini vermektedir. Yeterki okumasını bilelim. Dalış bilgisayarlarının kullanıcılarına sunduğu bilgileri anlamadıkları için ciddi sonuçları olan sorunları tamamen ihmal ettiklerinin bile farkında değillerdir. Bir bilgisayar kılavuzunun kapsamlı bir şekilde okunması, her koşulda güvenli bir şekilde nasıl kullanılacağını bilmek ve aynı zamanda sunduğu özelliklerin tümünden yararlanmak için tek yoldur. Tüm bilgisayarların el kitapları var; Satın almadan önce onları incelemek de sizin için en uygun olan bilgisayarı seçmek için mükemmel bir kaynaktır. Popüler dalış bilgisayarları ile ilgili daha detaylı inceleme ve ipucu bilgileri bundan sonraki Dalış Bilgisayarları yazılarımız ile sizlere sunacağız.