Thistlegorm’un Hikayesi

618

1955 Yılında Jacques Cousteau tarafından bulunan geminin hikayesi, dünyanın en meşhur ve en çok dalış yapılan batığı olmayı hak ediyor.

6 Ekim 1941 gece yarısında, Kızıldeniz Süveyş Kanalı’nın girişindeki Sha’ab Ali bölgesinde batan SS Thistlegorm buharlı şilebi, Alman uçaklarının saldırısına uğradığı için batmıştır. 13-30 metre derinlikte yatmakta olan batığa dalanlar o dehşet anını tekrar tekrar yaşamaktadırlar. Şilep, iskele tarafına çok hafif bir açıyla yaslanmış durumdadır.

Thistlegorm, Ocak 1940’ta “Joseph Thompson & Sons of Sutherland” tarafından inşa edilmiş ve denize indirilmişti. Sahibi ve işletmecisi Albyn Lyne adlı denizcilik şirketidir. 126,5 metre boyunda, yaklaşık 5000 gross ton ağırlığındaydı. 3 silindirli buharlı motoru, uskura 365 beygir gücünü zorlanmadan aktarabiliyordu. “Silahlı Yük Taşıyıcı” olarak tanımlanıyordu ama 1. Dünya Savaşı’ndan kalma bir kaç emektar makineli tüfek dışında fazla bir silahı olduğu söylenemezdi.

İlk seyahatinde Amerika’ya çelik raylar ve uçaklar taşımıştı. İkinci seyahat, Güney Amerika’ya buğday yükü içindi ve üçüncüsünden ise, Karayiplerdeki Fransız West Indies adalarından rom ve şeker yüküyle döndü. İkinci yolculuğunda kaptanın makinalı tüfek denemeleri yaptırdığı esnada, zaten kırık dökük olan
silahlarından biri tamamen kullanılmaz hale geldi. Son yolculuğuna çıkmadan önce Clyde Limanı’nda kazanlarına bakım yapıldı.

Mayıs 1941’de Glasgow Limanı’nda demirlemiş, yükleniyordu. Seyir manifestosunda ”Motor Taşımacılığı” olarak belirtilmişse de, ambarların derinliklerine
mayınlar, her türlü cephane, silah, Bedford kamyonlar, motorsikletler, zırhlı araçlar, çekiciler, uçak yedek parçaları, telsizler ve akla gelebilecek her türlü savaş yükü doldurulmuştu.

Akdeniz’in düşman kuvvetleri tarafından tutulmuş olması nedeniyle İskenderiye yolculuğunu Ümit Burnu’nu dolaşarak yaptı. Capetown’dan yakıt alarak, HMS Carlisle kruvazörünün eşliğinde Kızıldeniz’i geçti ve Süveyş Körfezi girişinde “yeni emir beklemek” için sancak demirini bıraktı.

Bu esnada Alman İstihbaratı, asker taşıyan büyük bir geminin Süveyş Kanalı’ndan geçeceği duyumunu aldı. Büyük ihtimalle bu istihbaratta adı geçen gemi Queen Mary idi. Kuzey Afrika’ya 1200 asker taşımakta olan bu gemi vakit geçirmeden yok edilmeliydi. Bunun üzerine, Girit’te konuşlandırılmış Heinkel HE 111 tipi avcı uçağı filosu 5 Ekim 1941’de “ara ve yok et” göreviyle havalandı. Ayışığında aramalarını sürdüren filo yakıtları tükenmek ve geri dönmek üzereyken, pilotlardan biri demirlemiş bir gemi gördü ve üzerine iyice alçalarak köprü üzerine 2 adet bombasını bıraktı.

5 no.lu ambara düşen bombalar içerideki cephanenin de ateşlenmesiyle inanılmaz büyüklükte bir patlamaya neden oldu. Üst güverte sacları bir konserve kutusu gibi yırtılarak açıldı ve orada duran iki adet lokomotif, metrelerce havaya uçarak geminin etrafına saçıldı.

Süratle batmaya başlayan gemide, filikaları indirmeye bile vakit bulamayan tayfa, kendilerini son anda deniz attılar ve yakınlardaki Carlisle tarafından kurtarıldılar. Kendi 39 kişilik mürettebatından 4, Kraliyet Donanması tarafından yanlarına verilen 9 denizciden de 5’i bir daha gün doğumunu göremediler. Yıllar boyunca, bölgeden geçen gemiler, Thistlegorm’a ve kayıplara olan saygılarını göstermek için bayraklarını indirdiler. 50’li yıllara kadar da batık, kimse tarafından rahatsız edilmedi.

1955’te Jacques Cousteau tarafından keşfedilen batıktan, o tarihte sadece bir motorsiklet, kaptanın kasası ve geminin çanı çıkartıldı. Şubat 1956’da National Geographic dergisinde, geminin çanının dalgıçlarla birlikte çekilmiş resimleri yayınlandı. İşin ilginç olan yanı Cousteau, o zaman batığın yerini kamuya açıklamadı. Daha sonraki bilinen ilk resmi dalış ise 1974 yılında yapıldı. Dalış bölgesi 1992 senesinde bir grup dalgıç tarafından tesadüfen keşfedilmiş ve ziyarete açılmıştır. Belki de batığın bugün hala bu kadar iyi korunmuş olması, büyük usta Cousteau’nun bilgece öngörüsü sayesinde olmuştur.

Thistlegorm batığı, bugün Kızıldeniz’de faaliyet gösteren tüm dalış merkezleri tarafından biliniyor ve ziyaret ediliyor. Süveyş Kanalı girişinin tam ortalarında yer almasından dolayı Sharm El Sheikh’e biraz uzak kalıyor aslında. Burayı ziyaret etmek isteyen dalıcılar, sabah saat 3’te kalkıp, tekneye gitmeleri ve uykularının geri kalanını teknenin güvertesinde tamamlamaları gerekiyor. Ancak, teknede ikram edilen sabah kahvaltısının ihtişamı, katlanılan bu zorluğu hemen hafızalardan siliyor. Erken kalkan yol alır lafını yabana atmamak lazım; Thistlegorm’a ilk demirleyen dalış merkezinin dalıcıları, batığın içinde ve çevresindeki canlıları çok daha rahat izleyebildikleri gibi, diğer dalgıçların paletleriyle kaldırdıkları siltle ortalık bulanmadan içeride ve dışarıda batığı daha iyi inceleyebiliyorlar. Öte yandan gün ilerledikçe batıktaki dalgıç sayısı, Kızılay meydanındaki insan sayısı kadar olabiliyor 🙂

Batığı tamamen inceleyebilmek için aslında onlarca dalış yapmak lazım. Ancak gün boyu bölgede kalan tekneden maksimum iki dalış yapılabiliyor. Dip zamanı, daha fazlasına olanak tanımıyor. Tavsiye edilen, ilk dalışta batığın çevresini dolaşmak. Bu tur esnasında, geminin genel duruşunu, çevreye yayılmış mühimmatı, lokomotif ve diğer kargo yükünü, batık çevresinde yerleşik muhteşem canlı yaşamını, gruplar halinde dolaşan pankart ve yarasa
balıklarını, aslan balıklarını, köşeye bucağa zulalanmış timsah balığı, iskorpit ve mürenleri inceleyebiliyorsunuz.

1-1.5 saatlik yüzey zamanının ardından ikinci dalışta batığın kargo ambarlarına girme imkanı oluyor. Ambarlar arasında dolaşırken ışığı daima sol tarafımıza alıyoruz. Aksi taktirde kaybolmak işten bile değil. Allahtan rehberimiz batığı avucunun içi gibi biliyor. Zaman zaman bir üst kata ya da bir alt kata geçerek turumuzu sürdürüyoruz.

Motorsikletler, daha az yer kaplasın diye üçer üçer Bedford kamyonların damperlerine yüklenmiş. Kamyonların kokpitleri bir daha hiçbir zaman yola çıkamayacak olmanın verdiği hüzünle kasvetli, direksiyon ve gösterge panellerinin boynu bükük. Ama asker balıkları ve baltakarınlar (pemferisler), renkleri ve canlı hareketlilikleri ile bu sonsuz durağanlığa tezat oluşturuyorlar. Lastik botlar, kablo yığınları, yedek lastikler her yere dağılmış. Bazı bölümlerde başınızı bir yere uzatıp yukarıdan gökyüzünü görebiliyorsunuz. Koridorlar, merdivenler, girişler ve daha pek çok görmeye değer şey…

Bugün, batık çevresinde bir gezinti, zaman içerisinde yolculuk gibidir ve pek çok ziyaretçiye duygulu anlar yaşatır. Aslında burası bir felaketin, büyük kayıpların ve yıkımın bir anıtıdır. Aynı zamanda bir savaş müzesi, bir mezarlık, bir askeri tarih sergisi, geçmişle bugün arasında bir bağlantıdır.

Kızıldeniz’e giden dalıcılara bu batığı ziyaret etmelerini önemle tavsiye ediyoruz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin