Bu günler de birçok haber sitesi ve programda rastladığımız manta avı ve bunun ile ilgili görselleri üzüntü ile izliyoruz.
Son derece zararsız olan bu güzelliği korumak yerine bu şekilde görmek ve bunun için bir yaptırım olmaması ve yetkili olarak birilerinin bunu ticari bir amaç ile anlatması daha da üzücü. Yetkilileri ve bu konuda işlem gücüne sahip tüm birimleri göreve bekliyoruz.
Bu konuda yapılan haberlerden birini paylaşıyoruz. Durumun vahameti ve ibret için okuyup duyarlılığımızı arttıralım lütfen.
“Akdeniz açıklarında balık avlayan Türk balıkçıların ağlarına yaklaşık 3 metre genişliğinde, ağırlıkları 150 ile 200 kilogram arasında değişen 30 vatoz takıldı.
İzmir’de balıkçılar, derin sularda yaşayan, kelebek kanadına benzeyen yüzgeçleriyle dikkati çeken 30 manta avladı.
Akdeniz açıklarında avlanan balıkçıların yaklaşık 3 metre genişliğinde, 150 ile 200 kilogram ağırlığında yakaladığı vatozlar görenleri şaşırtıyor.
İzmirli vatandaşlar da tezgahlarda ender görülen bu balıkların cep telefonlarıyla fotoğraflarını çekiyor.
İzmir Balıkçı İşadamları Derneği Başkanı Mehmet Şahin Çakan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, vatozların büyüklüğü nedeniyle ilgi çektiğini söyledi.
Vatozun Türkiye’de tüketim alışkanlığı olan bir tür olmadığını ancak komşu ülkelerde çok tercih edildiğini anlatan Çakan, şöyle konuştu:
“Vatoza Yunanistan’dan çok talep var. Bu nedenle vatozları Yunanistan’a satacağız. 30 tane balığımız 150 kilogram ile 200 kilogram arasında değişiyor. Biz bu balıkları burada işleyeceğiz, temizleyip 1 – 2 kilogramlık paketler halinde Yunanistan’a ihraç edeceğiz. Bu balıkları orada biliyorlar, tanıyorlar bizim ülkemizde şekli hoşumuza gitmediği için tüketilmiyor, orada çok seviyorlar.”
Yunanistan’a her gün 3 kamyon balık
Yunanistan’a gönderilecek vatozların kilogramını 4 avrodan satacaklarını ifade eden Çakan, bu ülkeye İzmir Balık Halinden her gün 3 kamyon balık gönderildiğini kaydetti.
Çakan, Yunanistan’ın barbun, palamut, karides, hamsi, ahtapot, sübye ve kalamara büyük talep gösterdiğini söyledi.”
2008 senesinde kendimi çok da iyi hissetmediğim günlerde bir eğitmen arkadaşımın aracılığı ile bize ait olmayan bu muhteşem dünya ile tanıştım.
Nefes bile almakta zorlandığım günlerde su altında daha huzurlu nefes alınabileceğine şahit oldum. Su altı dünyası bu şekilde girdi hayatıma.
Kadın ve dalış kombinasyonu aslında çok enteresan ve eğlenceli bir kombinasyondur. Eğer bir kadınsan ve o hafta dalışa gideceksen günler öncesinde hazırlıklar başlar. İlk zamanlarda manikür, pedikür yaptırılır, bavul günler öncesinde hazırlanmaya başlar. Çünkü emin olamazsın orada nelere ihtiyaç duyacağına. Hafta sonu sadece 2 gün için değil de haftalarca kalacakmış gibi her şeyi o bavulun içinde bulunabilir. Halbuki manikürlü tırnaklar ilk günün akşamında ekipmanı hazırla, ekipmanı indir- kaldır derken ojelerin yarısı artık yoktur tırnaklarında. Kapatmakta zorlandığın bavulun içindekilerden de sadece birkaç eşyayı kullanabilirsin. Zamanla dalış, vücudunun ve beyninin her bir noktasına zerk ettikçe artık bavulun değil dalış çantan kapanmakta zorlanır. Çünkü kadın her yerde kadın. Günlük yaşamdaki renkli kişiliğimiz dalış hayatımıza da yansır. BC’de takılı ayıcıklar, balıklar, renkli aksesuarlar hemen fark edilir.
Kadın ve Dalış – Funda Kılıç
Kadınlar erkeklere göre daha kontrolcüdürler hayatlarında. Bu, su altında da aynı şekilde devam eder. Bu yüzden de su altında yaşanan kazalara baktığımızda erkeklerin kadınlara oranla daha fazla kaza yaşadığına şahit oluyoruz.
Nasıl nefes alacağım?
Su altı dünyasına ilk indiğimizde elbette çeşitli endişelerle iniyoruz.
Acaba yapabilir miyim?
Nasıl nefes alacağım?
Ya balık saldırırsa- ısırırsa gibi soru işaretleri ile iniliyor.
Sonuçta aşağıda doğamıza aykırı bir eylem gerçekleştiriliyor. Artık burnumuzdan değil ağzımızdan nefes almamız ve belirli limitte bir havayı en efektif şekilde kullanmamız gerekiyor. Bu mücadele esnasında su üstündeki hayata dair her şey bir anda sıfırlanır ve su altının gizemi seni kendi içine çeker ve içine daha fazla girdikçe yeryüzünden daha da uzaklaşırsın.
Ortalama 30-40 dakika süren bir dalışta her şey sıfırlanır ve bir bakarsın ki sanki bir terapiden çıkmışçasına kendini yenilenmiş ve rahatlamış hissedersin. 2 gün boyunca aynı lisanı konuştuğun ve aynı şeyden keyif aldığın insanlarla bir arada olunca tekne üstü ve altında inanılmaz keyifli anılarla evine dönersin. Sonra bir bakarsın ki yaşam alanın tamamen bu insanların etrafında dönmeye başlar ve kocaman bir ailenin içinde bulursun kendini.
Orada kendini güvende hissedersin. Hayatında karşılaşma ihtimalinin olmadığı birçok alandan insanı bir arada barındırır bu aile. CEO’sunda öğrencisine kadar her statüden birileri vardır bu ailede.
Nasıl nefes alacağım?
Deniz, su altına inmediğin sürece anlamını yitirir. Yüzmek, su altında palet vurmadığın sürece anlamsız bir eylem haline dönüşür.
Tatil, dalış yoksa çekilmez bir hale gelir. Artık tatil planlarını yurt içinde ve yurt dışında dalış noktalarına göre organize etmeye başlarsın. Hatta bazen ailenden gizli organize etmeye çalışırsın. Çünkü sen her dalışa gittiğinde onlar sen dönene kadar endişe halinde dönmeni beklerler. Sanırlar ki köpek balıklarına yem olacaksın.
Kadın sayısı her geçen gün hızla artmaktadır
Dalış camiasında hem dalıcı hem de eğitmen kadın sayısı her geçen gün hızla artmaktadır. Bu durum birçok değişikliği de beraberinde getirmiştir. Artık dalış teknelerinin birçoğunda kadın- erkek lavabo ve soyunma odası ayrımı yapılmaktadır. Tekneler, hijyen konusunda daha fazla dikkatli olmaya başlamışlardır.
Ekipman sektörüne de yeni bir soluk getirdik. Artık ekipmanlarda daha fazla renkliliği görebiliyoruz. Daha önce mavi ve siyah renkler hakim iken artık ekipmanlarda pembeleri, turuncuları ve çeşitli figür ve işlemeleri görebiliyoruz.
Sonuç olarak biz kadınlar normal yaşantımızda taşıdığımız renkliliği dalış hayatına da her geçen gün artan sayımızla birlikte getiriyoruz…
6 Ekim 1941 gece yarısında, Kızıldeniz Süveyş Kanalı’nın girişindeki Sha’ab Ali bölgesinde batan SS Thistlegorm buharlı şilebi, Alman uçaklarının saldırısına uğradığı için batmıştır.
1955 Yılında Jacques Cousteau tarafından bulunan geminin hikayesi, dünyanın en meşhur ve en çok dalış yapılan batığı olmayı hak ediyor.
6 Ekim 1941 gece yarısında, Kızıldeniz Süveyş Kanalı’nın girişindeki Sha’ab Ali bölgesinde batan SS Thistlegorm buharlı şilebi, Alman uçaklarının saldırısına uğradığı için batmıştır. 13-30 metre derinlikte yatmakta olan batığa dalanlar o dehşet anını tekrar tekrar yaşamaktadırlar. Şilep, iskele tarafına çok hafif bir açıyla yaslanmış durumdadır.
SS Thistlegorm Batığı
Thistlegorm, Ocak 1940’ta “Joseph Thompson & Sons of Sutherland” tarafından inşa edilmiş ve denize indirilmişti. Sahibi ve işletmecisi Albyn Lyne adlı denizcilik şirketidir. 126,5 metre boyunda, yaklaşık 5000 gross ton ağırlığındaydı. 3 silindirli buharlı motoru, uskura 365 beygir gücünü zorlanmadan aktarabiliyordu. “Silahlı Yük Taşıyıcı” olarak tanımlanıyordu ama 1. Dünya Savaşı’ndan kalma bir kaç emektar makineli tüfek dışında fazla bir silahı olduğu söylenemezdi.
SS Thistlegorm Batığı
İlk seyahatinde Amerika’ya çelik raylar ve uçaklar taşımıştı. İkinci seyahat, Güney Amerika’ya buğday yükü içindi ve üçüncüsünden ise, Karayiplerdeki Fransız West Indies adalarından rom ve şeker yüküyle döndü. İkinci yolculuğunda kaptanın makinalı tüfek denemeleri yaptırdığı esnada, zaten kırık dökük olan silahlarından biri tamamen kullanılmaz hale geldi. Son yolculuğuna çıkmadan önce Clyde Limanı’nda kazanlarına bakım yapıldı.
Mayıs 1941’de Glasgow Limanı’nda demirlemiş, yükleniyordu. Seyir manifestosunda ”Motor Taşımacılığı” olarak belirtilmişse de, ambarların derinliklerine mayınlar, her türlü cephane, silah, Bedford kamyonlar, motorsikletler, zırhlı araçlar, çekiciler, uçak yedek parçaları, telsizler ve akla gelebilecek her türlü savaş yükü doldurulmuştu.
SS Thistlegorm Batığı
Akdeniz’in düşman kuvvetleri tarafından tutulmuş olması nedeniyle İskenderiye yolculuğunu Ümit Burnu’nu dolaşarak yaptı. Capetown’dan yakıt alarak, HMS Carlisle kruvazörünün eşliğinde Kızıldeniz’i geçti ve Süveyş Körfezi girişinde “yeni emir beklemek” için sancak demirini bıraktı.
Almanlar bombalıyor.
Bu esnada Alman İstihbaratı, asker taşıyan büyük bir geminin Süveyş Kanalı’ndan geçeceği duyumunu aldı. Büyük ihtimalle bu istihbaratta adı geçen gemi Queen Mary idi. Kuzey Afrika’ya 1200 asker taşımakta olan bu gemi vakit geçirmeden yok edilmeliydi. Bunun üzerine, Girit’te konuşlandırılmış Heinkel HE 111 tipi avcı uçağı filosu 5 Ekim 1941’de “ara ve yok et” göreviyle havalandı. Ay ışığında aramalarını sürdüren filo yakıtları tükenmek ve geri dönmek üzereyken, pilotlardan biri demirlemiş bir gemi gördü ve üzerine iyice alçalarak köprü üzerine 2 adet bombasını bıraktı.
5 no.lu ambara düşen bombalar içerideki cephanenin de ateşlenmesiyle inanılmaz büyüklükte bir patlamaya neden oldu. Üst güverte sacları bir konserve kutusu gibi yırtılarak açıldı ve orada duran iki adet lokomotif, metrelerce havaya uçarak geminin etrafına saçıldı.
Süratle batmaya başlayan gemide, filikaları indirmeye bile vakit bulamayan tayfa, kendilerini son anda deniz attılar ve yakınlardaki Carlisle tarafından kurtarıldılar. Kendi 39 kişilik mürettebatından 4, Kraliyet Donanması tarafından yanlarına verilen 9 denizciden de 5’i bir daha gün doğumunu göremediler. Yıllar boyunca, bölgeden geçen gemiler, Thistlegorm’a ve kayıplara olan saygılarını göstermek için bayraklarını indirdiler. 50’li yıllara kadar da batık, kimse tarafından rahatsız edilmedi.
Jacques Cousteau’nun keşfi
1955’te Jacques Cousteau tarafından keşfedilen batıktan, o tarihte sadece bir motorsiklet, kaptanın kasası ve geminin çanı çıkartıldı. Şubat 1956’da National Geographic dergisinde, geminin çanının dalgıçlarla birlikte çekilmiş resimleri yayınlandı. İşin ilginç olan yanı Cousteau, o zaman batığın yerini kamuya açıklamadı. Daha sonraki bilinen ilk resmi dalış ise 1974 yılında yapıldı. Dalış bölgesi 1992 senesinde bir grup dalgıç tarafından tesadüfen keşfedilmiş ve ziyarete açılmıştır. Belki de batığın bugün hala bu kadar iyi korunmuş olması, büyük usta Cousteau’nun bilgece öngörüsü sayesinde olmuştur.
Thistlegorm batığı, bugün Kızıldeniz’de faaliyet gösteren tüm dalış merkezleri tarafından biliniyor ve ziyaret ediliyor. Süveyş Kanalı girişinin tam ortalarında yer almasından dolayı Sharm El Sheikh’e biraz uzak kalıyor aslında. Burayı ziyaret etmek isteyen dalıcılar, sabah saat 3’te kalkıp, tekneye gitmeleri ve uykularının geri kalanını teknenin güvertesinde tamamlamaları gerekiyor. Ancak, teknede ikram edilen sabah kahvaltısının ihtişamı, katlanılan bu zorluğu hemen hafızalardan siliyor. Erken kalkan yol alır lafını yabana atmamak lazım; Thistlegorm’a ilk demirleyen dalış merkezinin dalıcıları, batığın içinde ve çevresindeki canlıları çok daha rahat izleyebildikleri gibi, diğer dalgıçların paletleriyle kaldırdıkları siltle ortalık bulanmadan içeride ve dışarıda batığı daha iyi inceleyebiliyorlar. Öte yandan gün ilerledikçe batıktaki dalgıç sayısı, Kızılay meydanındaki insan sayısı kadar olabiliyor 🙂
Batığı tamamen inceleyebilmek için aslında onlarca dalış yapmak lazım. Ancak gün boyu bölgede kalan tekneden maksimum iki dalış yapılabiliyor. Dip zamanı, daha fazlasına olanak tanımıyor. Tavsiye edilen, ilk dalışta batığın çevresini dolaşmak. Bu tur esnasında, geminin genel duruşunu, çevreye yayılmış mühimmatı, lokomotif ve diğer kargo yükünü, batık çevresinde yerleşik muhteşem canlı yaşamını, gruplar halinde dolaşan pankart ve yarasa
balıklarını, aslan balıklarını, köşeye bucağa zulalanmış timsah balığı, iskorpit ve mürenleri inceleyebiliyorsunuz.
1-1.5 saatlik yüzey zamanının ardından ikinci dalışta batığın kargo ambarlarına girme imkanı oluyor. Ambarlar arasında dolaşırken ışığı daima sol tarafımıza alıyoruz. Aksi taktirde kaybolmak işten bile değil. Allahtan rehberimiz batığı avucunun içi gibi biliyor. Zaman zaman bir üst kata ya da bir alt kata geçerek turumuzu sürdürüyoruz.
SS Thistlegorm Batığı
Batık içindekileri hayranlıkla izliyorsunuz.
Motorsikletler, daha az yer kaplasın diye üçer üçer Bedford kamyonların damperlerine yüklenmiş. Kamyonların kokpitleri bir daha hiçbir zaman yola çıkamayacak olmanın verdiği hüzünle kasvetli, direksiyon ve gösterge panellerinin boynu bükük. Ama asker balıkları ve baltakarınlar (pemferisler), renkleri ve canlı hareketlilikleri ile bu sonsuz durağanlığa tezat oluşturuyorlar. Lastik botlar, kablo yığınları, yedek lastikler her yere dağılmış. Bazı bölümlerde başınızı bir yere uzatıp yukarıdan gökyüzünü görebiliyorsunuz. Koridorlar, merdivenler, girişler ve daha pek çok görmeye değer şey…
Bugün, batık çevresinde bir gezinti, zaman içerisinde yolculuk gibidir ve pek çok ziyaretçiye duygulu anlar yaşatır. Aslında burası bir felaketin, büyük kayıpların ve yıkımın bir anıtıdır. Aynı zamanda bir savaş müzesi, bir mezarlık, bir askeri tarih sergisi, geçmişle bugün arasında bir bağlantıdır.
SS Thistlegorm Batığı
Kızıldeniz’e giden dalıcılara bu batığı ziyaret etmelerini önemle tavsiye ediyoruz.
Kamboçya’da yakalanan balina köpekbalığı ile ilgili sosyal medyada yapılan paylaşım öfkeye yol açtı ve soruşturma açıldı.
Daha önceden de sosyal medyada deniz yaşamı ile ilgili birçok kötü davranış gördük. Balina köpekbalığına at misali binenler, mercanları kıran ve zarar verenler, yunusları avlayanlar ve köpekbalıklarına karşı yapılan inanılmaz av görüntüleri hafızamızdadır.
Soyu tükenmek üzere olan balina köpekbalığını trol ile yakalayarak yanında poz verirken de zafer işareti yapan balıkçı birçok deniz severin öfkesine sebep oldu. Leap Kuon adlı kişi tarafından yapılan bu paylaşımdaki görüntüler içimizi acıttı.
Kamboçya Deniz Koruma Kurumu yöneticisi Paul Ferber tarafından yayınlanan ilk görüntüler ile birlikte “umarım bu aptalları tutuklayan ilgili makamlar o fotoğraflarını yayınlar” diye ekledi.
Ama ne yazık ki bu tür görüntüler ne ilk ne de son olacak gibi. Biz yine de doğayı korumak adına dikkatli olalım ve üzerimize düşeni yapalım.
Doğada çok zaman geçiren biri olarak geçmiş yıllarda deneme fırsatım olmadığı için bir taraftan merak bir taraftan da ilgi duyduğum bir konuydu avcılık.
Avcılıkla uğraşan ne kadar dostum varsa “avcılık sadece bir spor değildir, aslında bir tutku, bir yaşam tarzı, bir mutluluk kaynağıdır…” minvalinden uzun ve tutkulu konuşmalarla avcılığı anlatırdı. Bir kere her şeyden önce uzun doğa yürüyüşleri demekti, insanların lüks diye dayattığı, suni yaşam alanından kaçma fırsatı demekti, e tabi biraz da yorgunluk ve meşakkati vardı ama o kadar da olsundu. Hayatta hiçbir güzelliğe zorluk olmadan erişilemezdi. Zaman içinde bu gibi anlatımları dinledikçe merakım artıyordu doğrusu. Doğa sporlarından keyif alan biri olarak yeni bir şeydi bu benim için. 2012 yılının yazında, zıpkın avı tutkunu bir grubun daveti ile ilk av tecrübemi yaşayacaktım.
MÜREN
“ İyi de neden bir canlının hayatına son veriyorsun?”
Sabah çok erken saatte, gün doğumunda, kendimizi tekneden Kaş’ın muhteşem sularına bıraktık. Daha evvel o bölgede dalışlar yaptığım için tanıdık mahallede yeni bir oyun oynuyor gibi hissediyordum. Suyun altını hep büyüleyici bulmuşumdur. Yeni doğan güneşin sabah hareketliliği içindeki balıkların üzerine vurması, tam bir görsel şölendi. Günün ilk ışıkları ile yeni güne avlanarak başlayan binlerce balık, bizim onları avlamak için orada olduğumuzdan habersiz hızla av arıyordu. Biz de gözümüze kestirdiğimizi avlamaya çalışıyorduk. Daha doğrusu ben av yapmaya çalışıyordum. Suya gireli yaklaşık 1 saat olmuştu, grubun diğer üyeleri bel iplerini 5’er 6’şar büyük balıkla doldurmuştu bile. Ben ise henüz zıpkının tetiğine bile basmamıştım. Onları öyle görünce gözüme bir grup balığı kestirdim, nişan alıp tetiğe bastım. Zıpkının fırlamasıyla balıkları sağa sola dağılması bir olmuştu. Ama bir balığı ‘avlamayı’ başarmıştım. İpe bağlı zıpkını ganimetimle birlikte heyecanla çekmeye başladım. İpin sonuna ulaşıp vurduğum o küçücük balığı elime alınca, işte o an, o pembe mutluluk bulutum dağıldı. Dağılırken beni de dağıttı. İlk başta sormam gereken, ama her nasılsa kendime sormayı atladığım soru kafamın içinde bir atom bombası gibi patladı. Suyun altında avuçlarımda küçücük bir balık ölüsü varken sordum o soruyu kendime: “ İyi de neden bir canlının hayatına son veriyorsun?”
“biz onları yiyoruz, doğanın kanunu bu”
Hayatta her şeyin nedenine odaklanmakla övünen biri olarak, kendime bunu sormamış olmama yıllar sonra hâlâ inanamıyorum. Yanlış anlaşılmasın, vejetaryen değilim. Eti de, balığı da bayıla bayıla yerim. Sudan çıkıp bunu anlattığımda, avla uğraşan çoğu insan gibi arkadaşlarım da “biz onları yiyoruz, doğanın kanunu bu” gibi açıklamalar yaptılar hararetle. Doğru, doğada bir besin piramidi var, her canlı başka bir canlıyı tüketerek hayatta kalıyor. Tamam da, acaba bu gerçekten avcılık için de öyle mi? Ben biraz bu konu üzerine kafa yorunca kendi adıma şu sonuca vardım: O hayvanları yemek için öldürmenin pek de yanlış tarafı yok ama asıl soru, yemek için mi öldürüyorsun, yoksa öldürdüğün için mi yiyorsun? Bu ikisinin arasında çok ama çok büyük bir fark var. Bir aslan mesela, o da avlanıyor aynı bizim gibi diyenler çıkar mutlaka. Siz hiç zevk aldığı için on tane ceylan avlayıp komşularına dağıtan bir aslan gördünüz mü? Eğer öldürdüğün için yiyorsan aslında sadece içindeki öldürme duygusunu tatmin etmiş oluyorsun. Sonra da suçluluk duygusunu bastırmak için yiyorsun öldürdüğün hayvanı. Delilleri yok edip içini rahatlatıyorsun yani.
Ahtapot
Spor, sözlük anlamıyla; belli kurallara ve tekniklere uyularak yapılan, bedensel gelişmeye yararlı, eğlenmek ve yarışmak amacı da bulunan beden hareketlerinin tümünün ortak adı.
Bora Çakmak
Canlı ve özgürken çok daha güzeller…
Buradan bakınca bir canlının ölümü bedensel gelişime hizmet edemeyeceğine göre geriye eğlence kalıyor. Avcılık bir spor mudur? Tartışmasına girmem ama kesin emin olduğum şey ‘yaşam hakkının kutsallığı’. Acaba avcılık yapanlar duydukları coşku, tutku ya da mutluluk, adı her neyse o duygularının, bunu bir can aldıkları için hissettiklerinin farkındalar mı? Umarım bunu düşünür ve hissederler bir gün.
Hızla kirlendiği için balık çeşitlerinde azalma görülen Marmara’da ağlara 1 hafta arayla iki ayrı türden toplam 9 köpekbalığı takıldı. Uzmanlar “bu durum çeşitliliği gösteriyor” dedi.
Dünyada sınırları sadece bir ülkeye ait olan tek deniz olan Marmara Denizi, çevresindeki 5 büyük kentin sanayi ve insan atıklarıyla mücadele ediyor. Hızlı kirlenme ve aşırı avcılıkla balık türlerinde büyük azalma görülen Marmara, tüm olumsuzluklara rağmen balıkçılara sürprizler yapabiliyor. İstanbul’un doğu kıyılarında voli ağı ile avlanan Ahmet İlhan, geçen hafta Pendik açıklarında attıkları ağda garip bir balık olduğunu gördü. Ağa takılan domuz köpekbalığına zarar vermeden fotoğraflarını çeken balıkçı onu hemen geldiği sulara bıraktı. Aynı tekneyle geçtiğimiz gün Bostancı sahilinde avlanan balıkçıların ağlarına bu kez 8 tane dikenli camgöz köpekbalığı yakalandı. Köpekbalıklarını karaya çıkartarak satmak yerine yine denize bırakan İlhan, “Bu balıklar tehlikeli değil. Denizlerimizin dengesinin teminatı olan bu balıkları satmayı düşünmedik bile. Onların Marmara’ya faydası maddi değerlerinden daha önemli” dedi.
MİLLİ SPORCU DERYA CAN, BUZ ALTINDA YENİ DÜNYA REKORU KIRARAK GUINESS’E GİRDİ
Serbest Dalış Milli Sporcusu ve Dünya Rekortmeni Derya Can, yatay dalış disiplininde buzla kaplı bir gölde tek nefeste 120 metre yüzerek yeni dünya rekorunu kırdı ve Guiness Rekorlar Kitabı’na adını yazdırdı.
Avusturya’nın Weissensee kentinde 35 santimetre buzla kaplı Weissensee Gölü’nde rekor denemesi yapan Derya Can, tek nefeste 1 dakika 47 saniyede 120 metre yüzerek, Fransız sporcu Aurore Asso’ya ait olan 112.3 metrelik yatay dalış rekorunu kırmayı başardı.
Eşi Tayfun Göçen, Antrenör Adnan Yanbay ve güvenlik ekibi eşliğinde, 2 santigrat derece hava sıcaklığı, 1 santigrat derece su sıcaklığı koşullarında rekor denemesini gerçekleştiren Derya Can, 35 santimetre kalınlığındaki buz tabakasının altında yüzdü.
DERYA CAN: “REKORU TÜRK KADINLARINA ARMAĞAN EDİYORUM”
Rekoru kırdıktan sonra açıklama yapan Milli Sporcu Derya Can, son 3 ayda 3 dünya rekoru kırdığına dikkat çekti. Rekoru, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle Türk kadınlarına armağan ettiğini dile getiren Derya Can, “Benim gibi çoluğuyla çocuğuyla iş yapan, çalışan, emek harcayan Türk kadınına rekorumuz armağan olsun. Rekor denemelerime devam edeceğim. Antalya’nın Kaş ilçesinde gerçekleştirilecek Avrupa Şampiyonası sonrası yeni bir dünya rekoru daha deneyeceğim” diye konuştu.
TSSF BAŞKANI: “DERYA CAN’IN BU REKORUNUN AYRI BİR ÖNEMİ VAR”
Derya Can’ın yeni Dünya rekorunun, soğuk hava ve su koşulları dikkate alındığında diğer rekorlardan ayrı bir yere konulması gerektiğini vurgulayan Federasyon Başkanı, “Derya’nın Guiness Rekorlar Kitabı’na ismini yazdırması, bunun için ortaya koyduğu disiplinli çalışma, azim ve kararlılığı su altı sporlarımız için gerçekten gurur verici. Kendisi, serbest dalış sporcularına bir sporcu ve bir anne olarak örnek teşkil eden sporcularımızdandır. Kendisini kutluyorum. Alkışlanmayı sonuna kadar hak eden bu başarıya emeği geçen herkese Federasyon Yönetim Kurulu Üyeleri ve şahsım adına teşekkür ederim. Başarılarının devam edeceğine ve bunun diğer sporcularımıza motivasyon kaynağı olacağına hiç şüphem yoktur” dedi.
Serbest Düşüş adlı bu video su altı ile ilgili şimdiye kadar seyrettiğim en güzel videolardan birisidir.
Fransız serbest dalgıç Guillaume Nery, Bahamalar’da ki 202 metre derinlikteki çukura (Dean’s Blue Hole) dalış malzemesi olmadan, şnorkelsiz atladı. Film kız arkadaşı tarafından çekildi.
Antalya’da 1 Nisan günü resmi açılışı yapılacak turistik denizaltı ‘Nemo Primero’, Vali Münir Karaloğlu’nun da katılımıyla tanıtım dalışı gerçekleştirdi. Denizaltı, Sıçan Adası yakınında 20 metreye dalış yaptı.
Vali Karaloğlu, 20 metreye dalan denizaltının ön kısmına geçip, “Türk turizminin geleceği için el ele” yazılı pankartı açan dalgıçlara selam verdi. Denizaltında gazetecilere açıklamalarda bulunan Vali Karaloğlu, turizm çeşitliliğinin, alternatif turizm açısından denizin altını da kullanmanın ciddi avantaj sağlayacağını belirtti. Vali Karaloğlu, turistik denizaltının, denizin altını görme imkânı vereceğini, 2017 turizm sezonu için de farklılık oluşturacağını söyledi. Denizin altının üstünden daha rahat olduğunu ifade eden Vali Karaloğlu, gezinin keyifli geçtiğini dile getirdi. Vali Karaloğlu, Antalya’nın, turizm açısından en kötü sezonlardan biri olarak gösterilen geçen yıl bile 6,5 milyon turist ağırladığını, 2017’nin turizm açısından 2016’nın çok üstüne çıkılacağı bir sene olacağını kaydetti.”
Vali Karaloğlu, sektör ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle yurt dışındaki turizm fuarlarına katıldıklarını, diğer taraftan Avrupa ülkelerinde imaj düzeltme noktasında bir ekibin temaslarda bulunduğunu anlattı. Antalya’nın dış turizm fuarlarında ayrı bir destinasyon ve marka olarak tanıtılması için gayret gösterdiklerini ifade eden Vali Münir Karaloğlu, şöyle konuştu: “Buna Kültür ve Turizm Bakanlığımızın da çok ciddi desteği var. Şimdi önümüzde Berlin’de turizm fuarı var. Bakanlıkla beraber bunu deneyeceğiz. Antalya’dan şu anda bugün itibarıyla bir ekip Avrupa’yı dolaşıyor. Antalya’nın, Türk insanının misafirperverliğinin değişmediğini tekrar batılı dostlarımıza anlatmak için… Bir imaj çalışması yapılacak. Sektörle beraber diğer çalışmalarımız da devam ediyor. Ümit ediyorum bu sene iyi bir sezon geçireceğiz. 2017, 2016’ya göre çok daha iyi olacak. Şu anda gelen veriler iyi. Özellikle Ukrayna’dan ve Rusya’dan gelen veriler çok memnun edici. İnşallah 2017’de 2016’da yaşadığımız sorunları yaşamadan iyi bir sezon geçiririz diye temenni ediyoruz.”
Submarine Turkey, IHS Travel ve Touristfly Yönetim Kurulu Başkanı Yunus Emre Yavuzyiğit ise turistik denizaltı hakkında bilgi vererek: “Antalya’da nisan ayı başında resmi açılışımızı yapacağız. Her gün dalış gerçekleştireceğiz. Ekibimiz teknisyeninden kaptanına kadar askeri denizaltılarda görev almış, yönetmiş kişilerden oluşuyor.” diye konuştu.
Yaklaşık 110 ton ağırlığındaki Nemo Primero, Antalya kıyılarında “Sıçan Adası” açıklarında özel olarak hazırlanan dalış rotasında her gün, günde altı dalış yapacak. Turistik denizaltıyla yapılan dalışa, Vali Karaloğlu’nun eşi Sevim Karaloğlu ile Sahil Güvenlik Antalya Grup Komutanı Kıdemli Binbaşı Önder Göksel, basın mensupları ve firma yetkilileri katıldı.
Mahmut Deniz / Antalya
Fotoğraflar ve haber : Antalya Valiliği
Doğu Akdeniz Aslan Balığı: Yeni Sorunlar, Yeni Çözümler (Dağılımı, Mücadele ve Yararlanma) Çalıştayı (9-10 Şubat 2017) Antalyada yapıldı.
Doğu Akdeniz Aslan Balığı: Yeni Sorunlar, Yeni Çözümler Çalıştayı ile ilgili TSSF tarafından yapılan bilgilendirme:
Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TUDAV) tarafından düzenlenen ve Federasyonumuzun da katkı verdiği “Doğu Akdeniz Aslan Balığı: Yeni Sorunlar, Yeni Çözümler (Dağılımı, Mücadele ve Yararlanma) Çalıştayı”, 9-10 Şubat 2017 tarihlerinde Antalya Kemer Grand Haber Otel’de yapıldı. Çalıştay’ın ilk gününde, on ayrı ülkeden katılan 50 bilim insanı aslan balığı konusunu çeşitli yönleriyle ele aldılar. Toplantıya Antalya ve diğer bölgelerden gelen eğitmenlerimiz de dinleyici olarak katıldılar.
Toplantının ikinci gününde toplantıya katılan bilim insanları ve eğitmenlerimizden oluşan bir grup dalış yaparak aslan balığını Kemer’de bizzat gözlediler.
TUDAV web sitesinde Çalıştay Sonuç Bildirgesi yayınlandı. Buna göre;
ASLAN BALIĞI ÇALIŞTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ ve ÖNERİLER
1. Doğu Akdeniz ülkelerinde tüm istilacı yabancı türlere karşı acil ulusal eylem planlarının faaliyet geçirilmesi şiddetle tavsiye edilmektedir. Türkiye Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yabancı istilacı türlerle ilgili bir projeyi çok yakında başlatması sevindirici bir gelişmedir.
2. Akdeniz’de aslan balığının larva dağılımı, bolluk, beslenme, üreme, yakalanma ve diğer istatistik özelliklerini izlemeye odaklanılmalıdır. Bu türün en azından Antalya’ya kadar kendini sürdüren bir popülasyon oluşturduğu bilinmektedir.
3. Akvaryum ticareti aslan balığı örneğinde olduğu gibi istenmeyen tatlı ve deniz suyu türlerine karşı dikkatle denetlenmelidir.
4. Diğer bazı yabancı türlerde olduğu gibi, aslan balığı da ticari balıkçılığın bir parçası haline gelebilir. İnsan tüketiminde bazı hususlara dikkat edilmelidir. Bu balığın zehirli dikenlerine karşı önlemleri de içeren yeni tarifler geliştirilebilir.
5. Aslan balığının deniz ortamından kökünü kurutmanın güç olduğu görülmektedir. Yine de zıpkın ile avlanma bu türlerin nüfuslarını kontrol altında tutmanın bir yoludur. Öte yandan Orfoz balıkları aslan balığı yavrularını avlayan türlerden olduğundan Akdeniz’de aslan balığına karşı yapılacak mücadelede orfoz türlerinin korunmasının önemi bir kat daha artmaktadır. Diğer kökünü kurutma yöntemleri de araştırılmalı ve geliştirilmelidir.
6. Yabancı türlerle ilgili toplum farkındalığı, özellikle aslan balığı gibi istilacı türler açısından son derece önemlidir. TUDAV bu amaçla bir poster hazırlamıştır. Web sitesinden ücretsiz olarak indirilebilir (www.tudav.org)
7. Yabancı türlerle ilgili yasal mevzuat ulusal ve bölgesel düzeyde yeniden değerlendirilmelidir.
8. Önümüzdeki yıllarda RAC/SPA (Özellikli Koruma Alanlarında Bölgesel Aktivite Merkezi) tarafından yabancı türlerle ilgili bir toplantı düzenlenecektir. İstilacı yabancı türlerle ilgili özel oturumlar organize edilmelidir.
9. Türler, yaşam alanları ve ekosistem açısından Akdeniz’in saf deniz yaşamının korunması yabancı türlerin istilasına karşı savaşımda yaşamsal öneme sahiptir.
10. Akdeniz’e kıyısı bulunan ülkelerdeki bilim insanlarının ortak çalışması ve iş birliği son derece önemlidir ve bu işbirliğinin MAP (Akdeniz Eylem Planı) ve RAC/SPA (Özellikli Koruma Alanlarında Bölgesel Aktivite Merkezi) tarafından da teşvik edilmesi gerekmektedir.
Eğitmenlerimiz açısından son derece yararlı geçen bu Çalıştay nedeniyle TUDAV Başkanı Sayın Prof. Dr. Bayram ÖZTÜRK’e, Antalya Belediyesi, Deniz Biyolojisi Müzesi Müdürü Sayın Dr. Elif ÖZGÜR ÖZBEK’e, Octopus Diving Center adına Sayın Ali SİVRİKAYA’ya ve MDC Diving Center adına Sayın Suat KARAMAN’a göstermiş oldukları katkı ve emekleri için teşekkür ederiz.