Zebra Midyesi Nedeniyle Susuz Kalabiliriz

Zebra Midyesi son 10 yılda Türkiye’de de denizleri ve tatlı suları istila etmeye başladı.

Barajların ömrünü yarı yarıya azaltan ve su borularına yapışarak tıkanmasına neden olan zebra midyeleri nedeniyle şehirler susuz kalabilir.

Amerika Birleşik Devletleri zebra midyesi ile mücadele için yılda yaklaşık 5 milyar dolar harcıyor.

Türkiye’de ilk olarak 1897 yılında Hatay’ın Asi ırmağında görülen ve son 10 yılda kontrolsüz bir şekilde yayılıyor.

Zebra Midyesi

Boyları 1 ile 5 cm arası olan bu midyeler, üzerlerindeki iplikçilerle tutunabildikleri canlı-cansız her şeye yapışıyor ve kendi türleriyle birlikte koloni halinde yaşıyor.

Dünyanın en istilacı midyeleri arasında gösterilen zebra midyelerinin dişileri yılda 1 milyon, hayatı boyunca da 5 milyonun üzerinde yumurta bırakıyor. Bu yumurtalar suyun geçtiği her sızıntıya ulaşıyor.

Doğal ekosistemde sorun yaratmayan bu midyeler, içme suyu tesisleri, hidroelektrik santralleri ve baraj göllerinde büyük sorun yaratıyor.

Uzmanlar, Türkiye’nin dört bir yanındaki içme-sulama kaynaklarına yayılmış bu midyelere karşı sistematik önlemler alınmazsa, bazı şehirlerin susuz kalma riski altında olduğunu söylüyor.

2005’TEN BERİ SORUN BÜYÜYOR

Devlet Su İşleri’nin (DSİ) 2005 yılında hazırladığı rapora göre, zebra midyelerinin toplam 27 doğal göl, HES ve baraj gölüne yayıldığı tespit edildi.

Zebra Midyesi sardığı bir zincir

DSİ eski yöneticisi ve Hidropolitik Akademi Başkanı Dursun Yıldız:

Türkiye’de baraj gölü ve HES’lerin yapımına hızla devam edildiğine dikkat çekti ve uyardı.

“Zebra midye tehdidi hızla artacak ve yayıldıktan sonra önlem alınması zor ve ekonomik olarak çok pahalı olacak.”

Ankara’nın suyunu sağlayan en önemli kaynaklardan Kesikköprü Barajı’nın midye istilası altında olduğu belirtildi.

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Naime Arslan, bu midye türünün özellikle HES’lere ve baraj göllerine çok büyük zararlar verdiğini söyledi.

“Bir barajın ömrü 150 yıldır, örneğin, zebra midyesi bulaştığında ömrü yarı yarıya düşer” diyen Arslan, larvaları büyümeden sudan toplanmasının popülasyonu yarı yarıya azaltabileceğini belirtti.

Diğer canlıların yaşam alanını daraltan ve besinlerini tüketen zebra midyeleri, yavru balıkların hayatta kalma şansını düşürerek, balık çeşitliliğini de azaltıyor.

2011’de Şanlıurfa’da arıtma tesisleri ile su tünelleri arasındaki 1.5 kilometrelik boru hattında görev yapan eski DSİ Genel Müdürlüğü İşletme ve Bakım Daire Başkan Yardımcısı Seyit Aksu “Pompa istasyonu tanklarını açtığımız zaman yarısına kadar zebra midyesiyle dolmuştu” dedi.

Ankara Tehlikede

Ankara’nın suyunu sağlayan en önemli kaynaklardan Kesikköprü Barajı’nın midye istilası altında olduğunu belirten Aksu:

“O boruların içinin tamamen tıkanma riski de var. Komple tıkanırsa Ankara’ya su alamazlar” dedi.

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Yetiştiriciliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ertan Ercan, bazı balık türlerinin bu midyeleri yediğini, fakat bunların midyeleri yok etmenin yanı sıra ekonomik değeri olan başka canlılara da zarar verebileceğini belirtti.
Ercan’a göre en ideal yöntemin ozon gazının yakıcı özelliği kullanılarak bu midyeleri temizlemek.

Zebra Midyesinin yol açtığı bazı sorunlar

Türkiye’de zebra midyesi kaynaklı sorunlar 1964 yılında Kovada I ve II HES’lerinde başladı.

Midyeler, burada tünel ve boruları kaplayarak su akış hızını düşürdü.

1997 yılında, Atatürk Barajı ve HES’inde bu midyelere tekrar rastlandı.

Birecik Barajı, açıldıktan 2 ay sonra zebra midyeleri yüzünden neredeyse devre dışı kalacaktı.

Birgül Erken Su Altında 59.6 Mt İle Bisiklet Rekorunu Kırdı

Serbest dalış milli sporcusu Birgül Erken, Çanakkale Deniz Zaferi’nin 103. yılı dolayısıyla su altında bisikletle 59.6 metre pedal çevirerek dünya rekorunu kırdı.

Çanakkaleli sporcu2 dakika 24 saniye 96 salise nefesini tutarak zorlu bir denemeye imza atatı.

Su altı branşlarında iki kez dünya üçüncülüğü kazanan Birgül Erken, bu kez nefesini Çanakkale Deniz Zaferi’ni hatırlatmak için tuttu.

‘Bu rekoru şehitlerimize ithaf etmek benim için ayrıca bir gurur veriyor’

Rekorunu Çanakkale şehitlerine ve vatan uğrunda hayatlarını veren tüm şehitlere ithaf ettiğini belirten milli sporcu Birgül Erken ise “Bu rekoru şehitlerimize ithaf etmek benim için ayrıca bir gurur veriyor.

Bu vatan için canlarını veren nice şehitlerimiz var.

Çanakkale Destanı bu topraklarda yazıldı.

Bu dünya rekorunu bu özel güne denk getirmeyi özellikle istemiştim.

Çünkü ben Çanakkale’de doğup büyümüş, bu ruhu solumuş bir insanım.

Bu rekorumu tüm şehitlerimize ithaf ettim.

Bu rekorun şu anda vatan savunmasında olan Mehmetçiklerimize bir moral olmasını istiyorum. Çünkü zor günlerden geçiyoruz.

Suyun altında bu rekoru kırmak istediğim anlarda hep bu düşünceler içerisindeydim. Değişik duygular. Beni çok heyecanlandırdı.

Aynı zamanda bu topraklarda yaşamış olmak beni gururlandırıyor” diye konuştu.

Su altında bisiklet ile rekor denemesi çalışmalarından

Çanakkale Deniz Zaferi için…

Suda çevireceği pedalı, rekor hedefine ulaştıktan sonra 24 Mart’ta Zafer Turu’na katılarak devam ettireceğini söyleyen Birgül Erken, yeni rekor denemelerinin de peş peşe geleceğini belirtti.

Gestaş, Mandarin Teracce ve Etili Seramik’in desteğiyle gerçekleşecek rekor denemesi Çanakkale Valiliği’nin 18 Mart Çanakkale Zaferi Kutlama programında yer alıyor.

Birgül Erken

Şehitlerin huzurunda

Rekor denemesi için havuza gelen Erken, yaklaşık 2 saat süreyle nefes antrenmanı yaptı.

Son hazırlıklarını tamamlayan Birgül Erken, suya indirilen bisiklete binerek rekor denemesine başladı.

Su altında pedal çeviren Erken, 2.20 metre derinlik, 60 metre uzunluğundaki parkuru 2 dakika 24 saniye 96 saliselik dereceyle tamamlayarak kadınlarda dünya rekorunu kırmayı başardı.

Birgül Erken Kimdir ?

Serbest Dalış branşında Milli Sporcu olarak ülkemizi uluslararası birçok organizasyonda temsil eden Birgül ERKEN 1972’de Çanakkale’de doğdu.

Trakya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenim gördü, aynı üniversitede Yüksek Lisansını tamamladı. Ayrıca Anadolu Üniversitesi’nde Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü’nden de mezun oldu.

2010’da sistemli bir biçimde antrenmanlara başladı, Serbest Dalışın farklı disiplinlerinde hem havuzda hem de denizde Türkiye Rekorları kırarak birinci oldu.

2011 yılından bu yana Serbest Dalış branşında , Dünya Şampiyonalarında 2 kez bronz madalya elde ederek ülkemizin bayrağını kürsüye taşıdı.

Evli ve bir çocuk annesi olan Milli Sporcu Çanakkale’de yaşıyor ve Çanakkale Mesleki Teknik Anadolu Lisesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapıyor.

Sinop’taki batık ve su altı arkeoljik zenginliği dünyaya tanıtılacak

Karadeniz’de en fazla batık ve su altı arkeolojik eserin bulunduğu Sinop’ta bu zenginliğin gün yüzüne çıkarılması ve tanıtımına yönelik çalışmalar yürütülüyor.

Sinop Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve su altı arkeoloğu Yrd. Doç. Dr. Babür Mehmet Akarsu, Sinop’un su altı arkeolojik zenginliklerinin bilinmesi, tanıtılması amacıyla bir dizi çalışma yürüttüklerini söyledi.

“SİNOP KIYILARI BİRÇOK BATIĞA EV SAHİPLİĞİ YAPIYOR”

Sinop sulatı arkeoloji çalışmaları

Sinop’ta su altında bulunan ve bilinen batıkların 1990 yılından itibaren tescillendiğini belirten Akarsu, “Sinop, deniz ticaretinde milattan önce 7. yüzyıldan beri çok aktif olarak kullanılan bir liman kentidir. Bu nedenle Sinop kıyıları birçok batığa ev sahipliği yapıyor. Bunların tanıtılması ve günyüzüne çıkarılması için çalışıyoruz” dedi.

Özellikle son 4 yıldır su altı arkeoloji zenginliğini dünyaya tanıtmak için yurt dışında sergiler açtıklarını, arkeolojiye meraklı dalgıçları Türkiye’ye davet ettiklerini, su altı dalışları yaptırdıklarını anlatan Akarsu, Sinop açıklarında su altında antik döneme ait ticari yük gemileri, Osmanlı-Rus Savaşı’nda donanmadan kalan batıklar gibi pek çok eser bulunduğuna dikkati çekti.

Batıkların 8 ila 120 metre derinlikte bulunduğuna işaret eden Akarsu, şöyle devam etti:

“Sinop ve çevresinin su altı arkeoloji zenginliği ile ilgili bugüne kadar bilimsel bir çalışma yapılmadı. Bu nedenle Karadeniz’in su altı zenginliklerini belirlemek ve batık alanlarını keşfetmek için çalışma yürütüyoruz. Belirlediklerimizin yanı sıra bir o kadar da bilmediğimiz, araştırma yapılmasını bekleyen batıklar var.

Sinop sulatı arkeoloji çalışmaları

Bizans Dönemi ve İkinci Dünya Savaşı Batıkları

Hatta antik Bizans dönemine ait yük gemisinde bulunan kiremitler, hala ilk günkü gibi duruyor. İkinci Dünya Savaşı’nda Alman uçaklarınca vurulan Yunan kuru yük gemisi, Osmanlı Rus Savaşı’nda 1853 yılından kalan batıklar bulunuyor. Sinop kıyıları birçok batığa ev sahipliği yapıyor. İlerleyen süreçte bu eserler Sinop turizmi açısından değerlendirilecek”

Akarsu, bu kapsamda Sinop’ta deniz müzesi kurulması yönünde çalışmaları olduğunu da aktararak, “Biz antik çağ kentiyiz ve antik çağa ait birçok batığa ev sahipliği yapıyoruz. Bu eserlerin günyüzüne çıkarılması ile bir deniz müzesinin kurulmasının ilk adımlarını atmak istiyoruz. Ayrıca su altındaki bu arkeolojik eserlerin tanıtılmasını amaçlıyoruz” diye konuştu.

Bodrum’da Dalış Turizmi İçin Yeni Proje

Bodrum açıklarında yüzlerce yıllık 12 batığın bulunduğu tarihi Yassıada’nın sualtı kültür turizmine kazandırılması ve dalışa hazır hale getirilmesi için hazırlanan proje Kültür ve Turizm Bakanlığı’na sunuldu.

Projenin onaylanmasıyla 6 ayda hayata geçirileceğini belirten sualtı arkeoloğu ve dalış eğitmeni Aşkın Cambazoğlu, yılın 12 ayı, zengin ve kaliteli turistin bölgede konuk edileceğini belirtti.

Turgutreis Mahallesi’ne 3 mil mesafede, antik dönemden 1994 yılına kadar 12 batığın bulunduğu Yassıada’nın dalış turizmine açılması için hazırlanan proje Kültür ve Turizm Bakanlığı’na sunuldu.

Sualti Arkeolojisi

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nin eski müdürleri ve Türkiye’nin ilk su altı arkeologları Oğuz Alpözen, Yaşar Yıldız ve Aşkın Cambazoğlu tarafından projenin yaklaşık 20 yıl süren çalışma sonunda hazırlandığı belirtildi. Yassıada’da keşif çalışmalarının tamamlandığını belirten proje yürütücüsü Cambazoğlu ve Yıldız, DHA muhabirine açıklamalarda bulundu.

KALİTELİ TURİST YILIN 12 AYI BODRUM’A GELECEK

Bodrum’un dalış turizminin dünyada sayılı merkezlerinin başında geleceğini, adanın kontrollü biçimde kültür ve dalış turizmine açılmasının eserlerin korunmasını da kolaylaştıracağını belirten Cambazoğlu, Etrafında yaklaşık 15-45 metre derinliklerde 2. Yüzyıl, 4. Yüzyıl, 16. Yüzyıl ve son olarak da 1994 yılında batan koyun yüklü Lübnan gemisin bulunduğu ada etrafında, tüm kazı ve kurtarma çalışmalarını yaklaşık 40 yılda tamamladık.

Şu anda batıklardan çıkarılan eserler, 2 bin amfora ile birlikte müzede sergileniyor. Bu amforalardan bir miktarını kafeslerle çevireceğimiz, bölgeye tekrar koyabiliriz. Çünkü su altında kalan tarihi ve kültürel değerlerimizi korumak ve dünya ile paylaşmak için hazırladığımız proje, aynı zamanda dünyada bir ilk olacak. Bu nedenle Yassıada’nın dalış ve kültür turizmine açılması çok önemli.

İtalya’daki çok yeni tarihe denk gelen bir batıkta yapılan dalışlarda dakika başına 32 Euro alıyorlar. Biz değerlerimizi korurken zengin, kaliteli ve dalış turizmine meraklı turisti yılın 12 ayı Bodrum’a çekmeyi başaracağız dedi.

SU ALTI HAZİNELERİ 24 SAAT İZLENEBİLECEK

Su altındaki eserlerin 750 bin dolara mal olacak projeyle kafesler ve kamera tekniği ile koruma altına alınarak 24 saat gözetleneceğini; ada üzerinde halen bulunan binaların yenilenerek iskele, basınç odası, restoran, kafeterya, konferans salonu yapılacağını belirten Cambazoğlu, Aşağıda dalış yapanları yukarıdan yakınları izleyebileceği gibi dalış sonrasında dalış yapanlara etkinliğin görüntü ve fotoğraflarını anı olarak vereceğiz.

Tarihi ve kültürel değerlerimizi korumak ve tüm dünyaya tanıtmak ve turizmde çeşitliliği arttırmak amacıyla bir ilki geliştireceğiz dedi.

Sualti Arkeolojisi

TURİZME KAZANDIRACAĞI RAKAM DUDAK UÇUKLATACAK

Büyük bir hayalin gerçekleşeceğini belirten Cambazoğlu, Proje hayata geçtiğinde ilk 2 yıl içerisinde ziyarete gelecek 400 binin üzerinde turist ve kişi başına 60-120 dolar arasında yaptırılacak dalışlarla, yılda en az 200 milyon dolarlık gelir elde edilebilir.

Bu rakam 10 yıl içerisinde diğer dalış bölgelerinin de devreye girmesi ile 10’a katlanarak 2 milyar dolara çıkartılabilir.

Proje hayata geçirildiğinde su altında bekleyen kültür ve turizm varlıklarımızı tüm dünyaya tanıtma fırsatı bulurken, bölgeye gelen turistin kalitesini de arttırmış olacağız dedi.

YASSIADA SU ALTININ EFES’İ HALİNE GELİR

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nin eski müdürü, su altı arkeoloğu Yaşar Yıldız ise Yassıada dalış turizmine açılmasıyla su altının Efes’i haline gelebilir.

1989 yılında projesini hazırlayarak Bakanlığa sunduğumuz adaya, her yıl dünyaca ünlü zenginler, arkeologlar dalış yapmak için çok büyük zorluklarla izin alabiliyorlardı.

Bu proje ile dünyada ilk kez 1800 yıl önce ve 1800 yıl sonra batan teknelerin bir arada sergileneceği ve 12 batığın bir arada bulunduğu ilk ve tek sualtı mirası bir arada sergilenecek.

40 yıllık hayalin gerçek olması bizi sevindirecek.

Sualti Arkeolojisi

Anadolu’nun sualtı hazineleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın arkeologları ve rehberleri tarafından korunarak tüm dünyaya tanıtılırken; aynı zamanda genç arkeologlar bilimsel çalışmalar yapabilecek.

Adaya götürülecek öğrencilere su altı tarihimiz ve kültürel varlıklarımız ile ilgili dersler verilecek. Öğrencilerin ve yöre halkının kültürel varlıklara sahip çıkması, bilinçlenmesi sağlanacak dedi.

Antarktika’da 1,5 Milyonluk Penguen Sürüsü Keşfedildi

Antarktika’da daha önce hiç bilinmeyen 1,5 milyonluk Adelie penguen sürüsü keşfedildi.

Sayıları azalmakta olan Adelie penguenlerinin daha önce bilinmeyen bir sürüsü bulundu.

Photograph :Rachael Herman-Stony Brook University-Louisiana State University

SAYILARI 1,5 MİLYON

Sayısı 1,5 milyonu bulan penguen sürüsünün, insanların ve iklim değişikliği etkilerinin daha az görüldüğü  “Tehlike Adaları”nda (Heroina Island / Danger Island) keşfedildiği belirtildi.

Araştırmacılar, bu adaları’nın Antartika’nın kuzeyine çok uzak olması ve kalın buzullarla kaplı olması nedeniyle, penguenlerin kendilerini korumada başarılı olduklarını ifade etti.

EN BÜYÜK SÜRÜ

Photograph: Thomas Sayre-McCord-WHOI-MIT

Yeni keşfin, Antartika’daki Adelie penguen sürüleri arasındaki en büyük sürü olduğu kaydedildi.

“2014’TE DIŞKILARINA RASTLAMIŞTIK”

New York’taki Stony Brook Üniversitesi’nden ekoloji uzmanı Heather Lynch, penguen sürüsü ile ilgili ilk belirtileri 2014 yılında tespit ettiklerini belirterek, “2014 yılında uzaydan aldığımız görüntülerde penguen dışkılarına rastlamıştık ancak bunun yanlış olabileceğini düşünmüştüm. Fakat daha sonraki araştırmalarda daha önce hiç görülmemiş devasa bir penguen grubunu keşfettik.” ifadelerini kullandı.

2014 yılında uzaydan görüntülenecek kadar büyük dışkı görüntülerine rastlanması, araştırmacıların bölgede araştırmalara yönelmesine neden olmuştu.

Antarktika Penguen

Adelie pengueni, penguengiller familyasından Antarktik, subantarktik kökenli bir penguen türü. Boyu 45–70 cm aralığında, ağırlığı yaklaşık 5 kilogram dır. İmparator pengueninin yanında Antarktika kıtasının ana bölümünde görülen tek penguen türüdür.

Bilimsel adı: Pygoscelis adeliae
Takson Basamağı: Tür
Üst sınıf: Pygoscelis

Sualtı Kameralarında Devrim Niteliğinde Gelişme

Sualtı kameralarında devrim niteliğinde gelişme  net ve üç boyutlu çekim yapabilen bir kamera geliştirildi.

Avrupa’dan bir grup bilim insanı yeni bir kamera geliştirdi. Araştırmacılar, İspanya’nın güneyinde bir balık çiftliğinde bu sualtı kamerasını test ediyor. Kamera ile karanlık ve bulanık sularda 12 metre derinlikte bile film çekmek mümkün. Aynı zamanda, test alanı olarak kullanılan balık çiftliği kafeslerinde yetiştirilen balıkların görüntüleri 3 boyutta kayıt edilebiliyor.

Sualtı çekimlerinde net görüntüler elde etmek önemli bir mesele. Avrupa projesi kapsamında bu amaçla geliştirilen prototip bir kamera gerçek şartlarda test edilecek. Araştırmacılar, doğal ortamda avlanması sıkı kontrollere tabi mavi yüzgeçli orkinosun yetiştirildiği bir çiftliği kameranın test alanı olarak seçti.

Kamera test çalışmaları

Ton balığı üreticisi Francisco Sanchez-Luengo Levi gelişmiş bir kamera ekipmanına ihtiyaç duyduklarını belirtiyor:

“Çiftliğe tam olarak ne kadar miktarda balığın girdiğini bilmek bizim için çok önemli. Çiftlik farklı kafeslerden oluşuyor. Kafeslerin kapasiteleri sınırlı. Belirli bir ağırlıklığa erişilince tek bir balığı bile içeri alamayız.”

Şu an kullanılan kontrol teknikleri balık üreticilerine tam miktarı veremiyor ve oldukça zaman alıcı bir süreç olarak devam etmekte.

Deniz biyolojisti Inaki Quincoces’e göre görüş alanındaki nesneler hakkında veri toplamak için hafif dalgalar yayan bu kamera soruna alternatif olabilir:

“Kameraya yerleştirilen lazer etrafa dalga gönderir. Kameranın sensörü dalga verilerine göre çalışarak görüntüyü kaydeder. Kameranın nesneye olan mesafesini hesaplayabilir. Gerçekte ölçülen veri, ışığın gidip gelme zamanıdır.”

Bu teknoloji, sadece kısa mesafede iyi çözünürlüğü olan geleneksel kameraların ve uzun mesafede düşük çözünürlükte film çekebilen sonarların boşluğunu doldurabilir.

Üç boyutlu olarak çok sayıda veri analizi yapılabilecek.

Inaki Quincoces, kameranın güzel görüntülerden ziyade üç boyutlu elementler dahil çok sayıda değişik analiz verilerini de topladığını söylüyor:

Görebildiğim kadarı ile farklı mesafelerde farklı renklerde ton balığı var. Burada sadece mesafe hesaplanmıyor. Aynı zamanda nesnenin 3 boyutlu görüntüsü de çıkarılıyor. Böylece hayvanın hacmi ve ağırlığının hesaplanması daha kesin olur. Bizi gerçekten ilgilendiren şey de budur.

Bu yeni buluş, balık avı kotalarını kontrol etmenin yanı sıra yetiştiricilerin orkinos gelişimini otomatik bir şekilde izlemelerine de olanak verebilir.

Kameranın diğer bir özgünlüğü, deniz suyu karanlık veya bulanıkken bile net görüntü elde etme yeteneği. Çünkü limanlarda ya da deniz yataklarında yoğunlaşan partiküller su altı görüş mesafesini kısıtlıyor.

Yeni teknoloji 5 yıldan kısa sürede satışa hazır olabilir

Deniz teknolojisi uzmanı Jose Maria Ferarios bunu şöyle açıklıyor:

“Derine indikçe daha fazla ışığa ihtiyaç oluyor. Denizde yüzen veya tabandaki partikül parçacıklarına kameradan vuran ışık geriye yansır. Bu yüzden geleneksel kameraların ilk iki metrelik mesafesinde yoğun bir ışık hüzmesi oluşur. Geliştirdiğimiz kamera ise ilk iki metrenin ötesini net olarak çekme özelliğine sahip. Yani ışığı daha uzak mesafelere yayarak kayıt yapabilir.”

Araştırmacılara göre bu yeni teknoloji beş yıldan daha kısa bir süre içinde satışa sunulabilecek.

Kullanımı farklı sektörleri kapsaması düşünülen kamera, balık yetiştiriciliğine ek olarak su altı kirliliği tespitinde veya deniz dibindeki biyo çeşitlilik çalışmalarında da değerli bir araç olabilir.

KAYNAK: EuroNews

2018 Yılının Sualtı Fotoğrafçısı Yarışmasının Kazananları

2018 Yılının Sualtı Fotoğrafçısı olarak Alman fotoğrafçı Tobias Friedrich seçildi . Yarışmaya, dünya çapında 5000’den fazla fotoğraf katıldı. Ödüller; Geniş Açı, Makro, Enkaz, Davranış, Portre, Siyah Beyaz, Kompakt, ve İngiliz sularında Geniş Açı, Kompakt ve Makro çekimler olmak üzere çeşitli kategorilere dağıtıldı.

Tobias Friedrich

Görünce ah bende çekebilsem diyecek kadar birbirinden güzel fotografları sizler için toparladık.

 

Kemer’e su altı müzesi planı

Deniz Ticaret Odası Başkanı İnanç Kendiroğlu, dalış turizmini geliştirmek amacıyla Kemer Ayışığı Koyu girişinde Türkiye’nin ikinci su altı müzesi kurmak istediklerini söyledi

Antalya Deniz Ticaret Odası (DTO) Başkanı İnanç Kendiroğlu, Deniz Ticaret Odası üyeleri Levent Aslan, Kubilay Yakar ve Kemer Su Sporları Derneği Başkanı Abdurrahman Aydın ile birlikte Kemer Belediye Başkanı Mustafa Gül’ü ziyaret etti.Ziyarette Kendiroğlu, Dünyada ikinci Avrupa ve Türkiye’de ilk olan Side sualtı müzesinden sonra, ikinci sualtı müzesini Kemer Ayışığı koyu girişine yapmak istediklerini söyledi.

Turizmle ilgili gelişmelerin de oldukça memnuniyet verici olduğunu ifade eden Kendiroğlu, ”Almanya’dan güzel haberler geliyor. Almanya’da Türkiye algısı da artık olumlu gelişiyor. Geçen yılki olumsuz düşünce ve haberler yok. Almanlar tekrar Türkiye’ye Antalya’ya gelecek. Antalya DTO olarak deniz turizminin de geliştirilmesi ve çeşitlendirilmesi için çeşitli projelerimiz var. Bunlardan biri de Kemer Ayışığı koyuna Türkiye’nin ikinci su altı müzesini yapmak istiyoruz. Bu projeler ülkemiz ve bölgemiz için çok güzel tanıtım aracı olacak” dedi.

Kendiroğlu, Ayışığı koyunda yapmak istedikleri sualtı müzesini turizm sezonuna yetiştirmeyi arzuladıklarını kaydetti. (İHA)

Hamsi Karadeniz’de doğal ortamında görüntülendi

Doğal ortamında görüntülenmesi son derece güç olan “hamsi”, Karadeniz sularında ilk kez Sualtı Görüntüleme Yönetmeni Tahsin Ceylan’ın objektifine yansıdı.

Doğal ortamında görüntülenmesi çok zor olan “hamsi” Karadeniz sularında ilk defa Sualtı Görüntüleme Yönetmeni ve Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu Çevre Kurulu Başkanı Tahsin Ceylan’ın objektifine yansıdı.

Tahsin Ceylan

Karadeniz kültüründe önemli yer tutan hamsinin avlanmasına ve doğal ortamına tanıklık eden Tahsin Ceylan, bu canlı türünü Karadeniz sularında ilk defa fotoğrafladı.

Konuya ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Ceylan, hamsinin denizlerde zemine veya yüzeye bağlı olmaksızın hareket edebilen (Pelajik) bir canlı türü olduğunu söyledi.

Ceylan, hamsinin aslında Karadeniz kökenli olmadığını, ancak Türkiye’de tüketilen balıkların yüzde 73’ünü hamsinin oluşturduğunu dile getirerek, bu türün mutlaka korunması gerektiğini vurguladı.

Hamsinin, mikroskobik büyüklükte, hareket yetenekleri zayıf, dalga ve akıntılarla hareket edebilen canlılarla (plankton) beslendiğini belirten Ceylan, “Besin neredeyse, hamsi de oraya gider. Hamsinin nerede olduğunun tespiti son derece güçtür, bu nedenle görüntülenmesi de çok zordur.” dedi.

Ceylan, bu besinlerin çevresel kirliliğe duyarlı olduğuna işaret ederek, “Karadeniz kıyılarında HES ve otoyol benzeri yapılanmalarla bozulan ekosistem ile kıyısal alanlardaki evsel ve endüstriyel kirlilik hamsinin besini üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor. Değişen iklimsel koşullar da hamsinin yaşam alanının belirlenmesinde son derece önem arz ediyor. Bu sene hamsinin kıyılarımızda az bulunmasının nedenlerinden biri ısıya duyarlı olmasıdır. Hamsi, kışın Karadeniz’deki soğumaya bağlı olarak hareket ediyor. Su ısısının yüksek olması durumunda balık Türkiye kıyılarına uğramadan Gürcistan’a geçiyor.” diye konuştu.

“Risk alarak ağın içine girdim”

Hamsiyi Karadeniz’deki doğal ortamında görüntüleme serüvenini anlatan Ceylan, meslektaşları Murat Kulakaç ve Hakan Yıldız ile oldukça zor koşullarda sabaha karşı hamsinin ağlarla avlanmasına tanıklık ettiklerini söyledi.

Rize’nin Pazar ilçesinin 30 mil açığındaki bir balıkçı teknesinin avlanması sırasında özel ekipmanları ile beraber çekimleri gerçekleştirdiklerini dile getiren Ceylan, “Balıkların o yaşam mücadelesini yakalayabilmek için risk alarak ağın içine girdim. Tam ağın ağzı kapanırken, dalış arkadaşım Kulakaç’ın yardımı ile ağın dışına çıkabildim. Bu risklere rağmen, hamsinin ağlarla mücadelesini arşivleyebilmek çok önemliydi.” ifadelerini kullandı.

Doğal hayata saygı göstermenin önemine değinen Ceylan, “Biz onların yaşamlarına saygı gösterip koruyabildiğimiz sürece onlar da varlıklarını sürdürürler. Bazılarının ‘bize küstü gitti’ gibi sözlerine benim cevabım, ‘O zaman küstürmeseydiniz.’ Vatandaşların bu konuda bilim insanlarımıza inanması ve dediklerini yapması gerekiyor.” dedi.

Ceylan, Türkiye’de denizlerde koruma alanlarının oluşturulması ve çevresel atıklara karşı arıtma tesislerinin ivedilikle kurulması gerektiğini belirtti.

“Hamsi kondisyon kaybediyor”

 

Hamsi

ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Cemal Gücü ise hamsinin kimi zaman bol kimi zaman az olmasının sebeplerini anlattı.

Avlanan hamsi miktarındaki düzensizliklerin iklimsel nedenlerden de kaynaklandığını vurgulayan Gücü, “Hamsinin göç yollarını ve avcılığın en yoğun olarak yapılabildiği kışlama alanlarını değiştirmesi hamsi varlığını etkiliyor.” şeklinde konuştu.

Gücü, şunları kaydetti:

“Tuna önlerinde yumurta attığı öne sürülen hamsi, kışın o bölgenin sıcaklığının dayanabilecekleri eşik değerin altına düşmesinin ardından Ukrayna, Romanya, Bulgaristan sahillerini takiben Anadolu kıyılarına ulaşır. Ancak Karadeniz’in kuzeyiyle güneyi arasındaki ısı farkının az olduğu yıllarda hamsi bol olsa da Türkiye kıyılarına hiç uğramadan kuzeyde Kırım önlerinde ya da Gürcistan kıyılarında kışlayarak burada av verdikleri bilinmektedir. İşin daha da ilginç tarafı, son 10 senelik dönemde gördük ki yaz döneminde bizim kıyılarımızdaki besin ve sıcaklık hamsi için kuzeydekinden daha önemli. Bu da avladığımız stokun önemli bir bölümünün bilindiği üzere yazı kuzeyde Tuna havzasında değil, güney Karadeniz’de geçirdiğini gösteriyor. Bu açıdan bakıldığında Türkiye kıyılarının üretkenliği de hamsi stokunun verimliliği açısından önem kazanıyor. İşte bu noktada neredeyse Karadeniz’e dökülen her dere ve çayın üzerine kurulan HES’lerin etkisi önem kazanıyor. Nehirlerin getirdiği besinlerin denize ulaşmasına engel olan HES’ler özellikle yavru hamsilerin gelişmesini de olumsuz yönde etkiliyor.”

Haber : AA ANKARA – Merve Özlem Çakır

Dünyanın En Büyük Sualtı Mağarasında Maya Kalıntıları ve Fosiller Bulundu

Meksika’da keşfedilen dünyanın en büyük sualtı mağara sisteminde dalış yapan arkeologlar Maya medeniyetinden kalıntılar ve fosiller bulundu.

13.000 ila 12.000 yıl önce genç bir kız muhtemelen su aramak için bir mağaraya girdi. Ölümüne sebeb olan bir çukurun içine düştü. Sonrasında mağara buzul suyuyla doldu. Meksika’nın Doğu Yucatan Yarımadası’nın altındaki San Actun mağara sisteminin bir parçası olan bu mağaraya “Kara Delik” Hoyo Negro adı verilmiş. Şimdiye kadar Kuzey Amerika’da bulunan en eski insan iskeletlerinden birisi buradan çıkartıldı. Bulgular, en eski Amerikalıların ve modern Yerli Amerikalıların, 26.000 ila 18.000 yıl önce Asya’dan Beringia üzerinden geçerek genişleyen tek bir atasal nüfusu paylaştıkları teorisine destek veriyor.

Sualtı mağarasında bulunan eski iskelet, en eski Amerikalıların DNA’sını açığa çıkartabilir.

Bilim insanlarının Meksika’da sunduğu buluntuların arasında, ayı ve tembel hayvan kalıntılarının yanı sıra Mayaların savaş ve ticaret tanrısı onuruna yapılmış, ihtişamlı bir tapınak da yer aldı. Yapılan bilimsel değerlendirmelere göre, süreç içinde mağaradaki su seviyesi farklı yüksekliklerde seyretti. Kuraklık zamanlarında buraların içme suyu kaynağı olarak kullanılmış olabileceği de bilimsel tahminler arasında yer alıyor.

Arkeologların aktardığı verilere göre, bulgular yaklaşık 2,6 milyon yıl öncesinden 11 bin 700 yıl öncesine kadar yaşanan buzul çağına ışık tutuyor.

Bulunan hayvan kalıntıları arasında fillerin atalarından gomphotheriidae de yer alıyor. İnsan kalıntıları arasındaysa, yanmış insan kemiklerinin yanı sıra seramik ve duvar resimleri bulunuyor.

 

Bilim insanları Ocak ayında, Meksika yarımadaları Yucatan, Sac Actun ve Dos Ojos’ta dünyanın en büyük iki sualtı mağara sistemini bulmuş, geçen haftalarda da sualtı aygıtlarının yardımlarıyla önceki çağlardan kalma kalıntıları keşfetme fırsatı bulmuşlardı. Söz konusu proje, Ulusal Antropoloji ve Tarih Enstitüsü (INAH) tarafından finanse edildi.