Nitrojen Narkozu : Derinlik Sarhoşluğu

Çoğu dalgıç nitrojen (azot) narkozu ya da derinlik sarhoşluğunu duymuştur, ancak ne olduğunu, ne sebeple gerçekleştiğini ve bu konuda ne yapacağını pek bilmez.

Nitrojen (Azot) narkozu veya daha doğru bir tanımla atıl gaz narkozu olarak tanımlanır. Nitrojen vücut tarafından kullanılmayan, yavaş ve atıl bir gazdır. Derin dalış
yaparken de dalgıçları etkiler ve kimi zaman sarhoşluğa sebep olur. Tipik olarak 30 metrede başlaması beklenen bu durumun, 20 metre altındaki dalışlarda da görüldüğü bilinmektedir. Ayrıca nefes ile alınabilen herhangi bir gazın, helyum gibi, birikiminin de aynı etkiye neden olduğunu iddia edilmektedir.

Özellikle ABD’de, bu sarhoşluk hissinin açken içilen martininin etkisi ile oluşan hissiyata benzetilmesi nedeniyle, “Martini Etkisi” veya “Martini Yasası” olarak da bilinmektedir. 20 metrenin altına yapılan her dalışta beklenebilecek bir durum olduğunu unutmamak gerekir.

Nitrojen Narkozu

Nitrojen Narkozu Belirtileri Nelerdir?

  • Baş dönmesi (çok küçük bir hissiyatta bile durup durum değerlendirmesi yapılması gerekir)
  • Duygusal tepkiler (anlamsız da gelse hissedebileceğiniz tepkileri muhakkak değerlendirin)
  • Çoşku, sevinç, gurur hisleri
  • Mutluluk (aşırı mutluluk verici hisler)
  • Kaygı (endişe etmeye başlamak ve ilerleyen durumlarda kaygı ile yapılabilecek hatalar zinciri etkisini hiç ama hiç küçümsemeyin)
  • Şiddetli durumlarda zayıflayan hareketler, uyuşukluk, görme bozuklukları, bilinç kaybı ve hatta ölüme bile neden olabilir.

Nitrojen Narkozundan Kimler Etkilenir?

Nitrojen narkozu, 20 metre altına yapılan dalışlarda tüm dalgıçları etkileyebilir. Narkoz şiddeti ise dalgıçtan dalgıca, dalıştan dalışa bile farklılıklar gösterebilir. Etkileri kişiye göre değişim gösterir.

Deneyim ile dalgıçlar nitrojen narkozunun etkilerini yönetebilir ve bunlarla baş etmeyi öğrenebilirler, ancak ne yazık ki günümüzde bilinen gerçek bir önleme yöntemi geliştirilememiştir.

Nitrojen Narkozu

Nitrojen Narkozu Neden Gerçekleşir?

Günümüzde nitrojen narkozunun nedenleri tam olarak anlaşılamamıştır, ancak gazın vücudun dokularıyla, özellikle de lipit (Canlıların yapısında bulunan temel organik bileşiklerden biridir. Lipitler doymuş ve doymamış yağlar olarak ayrılır.) veya yağ dokuları ile reaksiyona girdiğine inanılmaktadır. Beyin, lipit dokularından meydan geldiği için gaz çoğunlukla beyin fonksiyonlarını etkiler ve sarhoşluk hissi yaşanır.

Derinlik arttıkça etkilerin şiddeti artar, çoğu dalgıç yaklaşık 30 metrede bu hissi hissetmeye başlar ve bu belirtiler yaklaşık 40 metrede şiddetlenir.

Dekompresyon rahatsızlığı ve oksijen toksisitesi riski ile birlikte, çoğu organizasyonda rekreasyonel dalış limitinin 40 metre olarak belirlenmesinin sebeplerden biri de budur.

Nitrojen Narkozunun bir Tedavisi Var mı?

Çare daha sığ derinliklere dönerek çözülecek kadar basittir. Ancak nitrojen narkozunun uzun vadeli etkileri hala tam olarak bilinmiyor.

Bununla beraber, sıklıkla oluşan aşırı duygular ve narkozun yol açtığı heyecan nedeniyle etkilenen dalıcı, etkilenmiş olduğunu anlayamayabilir, durumunu değerlendiremeyebilir. Bu sebeple derinliklerini azaltma kararı veremezler. Bu nedenle, dalış eşlerinin derin dalışlarda birbirlerine bakmaları ve nitrojen narkozunun işareti olabilecek herhangi bir karışıklık veya nadir davranışları izlemeleri önemlidir.

Bu sebeple dalış eşinizde belirtileri fark ederseniz; dalış eşinizin derinliğini azaltmasını sağlamayı ve olası panik olma durumunu karşı tedbirli olup dalış liderine veya var ise güvenlik dalgıçlarına haber vermeyi ihmal etmemeniz gerekir.

Nitrojen Narkozu

Asla yalnız başınıza dalış yapmayın! Nitrojen narkozu potansiyel olarak ağır bir durumdur, ancak şans eseri kolaylıkla yönetilebilir.

Derin dalış için yeni olan dalıcılar, dalışlarını deneyimli arkadaşları ve/veya dalış eğitmeni ile yapmalıdır. Oluşabilecek etkiler ile başa çıkabilecek yeterliliğe geldiğinizi düşünseniz bile bu etkilerin oluşturabileceği durumu kontrol edemeyebilirsiniz.

Tüm bu sebeplerden dolayı maksimum rekreasyonal dalış derinliklerine dikkat edilmelidir.

Siz de NİTROJEN NARKOZU yaşadıysanız, deneyimlerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.

Nemo’nun Peşinde : Çocuk ve Dalış

Bu 23 Nisan daha bir heyecanlı benim için. Bir tarafta biz çocuklara armağan edilen bu mutlu ve anlamı günün gururu ve mutluluğu, diğer tarafta artık 23 Nisan yaş grubundan çıkıp 19 Mayıs grubuna girmiş olmam var. Aynı geçen sene refakatçi ile uçmamın yerini, bu sene yaşım nedeniyle refakatçisiz kendi başıma uçmam gibi.

Ama bunların yanında en büyük heyecanım, bu sene gerçekleştireceğimiz Avustralya dalış gezisinde Büyük Bariyer Resifi ‘nde su altını görecek olmam.

Son 3 senemi dalış kulübümüzün en küçük üyelerinden biri olarak teknelerde geçirdim. Çok çeşitli dalış noktaları görme şansım oldu, dalış noktalarında şnorkel yaparak hem sualtı güzelliklerini hem de dalıcıları izledim. Tekne üstünde, suda ve sınıflarda verilen eğitimleri dinledim ve bu eğitimler bana Fen dersinde çok yardımcı oldu. Su altında sanki bambaşka bir dünyaya gidiyorum. Balıklar ve bitkileri gördükçe içime bir mutluluk doluyor. Şu an dalamıyor olsam da tekne üzerinde olabildiğince sosyalleşiyorum. Ailem ve arkadaşlarımla çok eğleniyoruz. Dalış, tekne, deniz, balıklar ve bunlar gibi birçok şeyin tutku olduğuna inanıyorum.

Amacım gelecek senelerde iyi ve sorumlu bir dalıcı olarak, mavinin sportif dalış limitlerinde derinliklerini doyasıya yaşamak.

Bugün 23 Nisan, tüm küçük deniz sevdalılarının bayramı kutlu olsun.

“Haydi çocuklar dalışa…”

Dalış Bilgisayarlarının Önemi

Daha ilk eğitim sınıfınızda (1 yıldız, Openwater gibi)  dalış tablolarının nasıl kullanılacağı öğretildi. Bununla ilgili hesaplamaları nasıl yapacağınızı gördünüz. Dalış harfleri, dip zamanı, deco durakları vs. Şimdi soralım kim bunları kullanarak dalış yapıyor ?

Artık neredeyse hiç kimsenin elinde dalış tablolarını görmüyoruz. Dalış bilgisayarlarının kullanımının yaygınlaşması ile beraber artık tablolara ihtiyacımız kalmadı. Dalış tablosu kullanmayan ama dalış bilgisayarı da kullanmayan bazı eğitmen veya dalış rehberleri görmek hala mümkün. Neye güveniyorlar veya nasıl güveniyorlar anlamak mümkün değil.

Dalış tablolarını kavramanın önemi tartışılmaz tabi ki. Öğrenmek lazım ama pratikte artık kullanmaya gerek kalmadığını söyleyebiliriz. Belirli bir tecrübe ve seviyeye ilerleme durumunda (2 yıldız veya Advanced Openwater) daha derin dalışlara (sportif dalış limiti max: 30 mt.) başlayan tüm dalıcıların bir dalış bilgisayarı sahibi olmasında fayda olduğunu söylemek gerekir. Neden mi ?

Daha uzun dalışlar

Evet Doğru. Dalış bilgisayarı ile yapacağınız bir dalışta daha uzun bir dalış yapabilirsiniz? Dalış tablosu ile yapacağınız bir plana göre aynı derinlikte kalacağınızı düşünerek hesaplama yaparsınız. Oysa bir dalış bilgisayarı (marka ve modeller arasında farklılıklar olabilir) sizin gerçekte bulunduğunuz derinlikler ve sürelerine göre dalışınızı yapmanızı sağlar. Daha önceki yaptığınız dalışları da göz önünde bulundurduğu için sürekli bir hesaplama ile size dip zamanınızın ne kadar kaldığını ve deco limitlerinde hareket etmeniz gerektiğini hatırlatır. Dalış derinliği sınırlarını haber verir. Dip zamanı dolmaya yakın uyarı verir. Dalış tabloları kullanma sırasında yapmanız gereken tüm hesaplamaları anında ve birkaç algoritma ile hesaplayarak güvenli bir dalış yapmanızı sağlar.

Nitroks kullanmaya başlarsanız işler biraz daha karmaşıklaşır ve hesaplamalar daha da önem kazanır. Dalışı bırakın su üstünde bile ardışık dalış planlaması çok ama çok zor hale gelebilir. Oysa Nitroks dalış özelliği olan bir dalış bilgisayarı ile yapmanız gereken sadece tüpünüzdeki O2 (oksijen) yüzdesini girmenizdir. Dalış sırasında bulunduğunuz derinliği girmiş olduğunuz O2 seviyesine göre hesaplar ve sizi gereken dalış derinliği ve süre limitleri içerisinde tutar.

Daha güvenli dalışlar

Doğru kullandığınız takdirde dalışınız daha güvenli olacaktır. Hesaplamalar sırasında yapacağınız hataları ortadan kaldırırsınız ve bu hesaplamalar konusunda başkasına güvenmenizin gerekliliği ortadan kalkar. Bir dalış bilgisayarının yanlış olma veya yanlış anlama ihtimali dalış sırasında diğer dalıcıları da düşünürsek hata yapma ihtimali en aza indirgenmiş olur. Dalış eşinizde de bilgisayar var ise sağlama yapmak da o kadar kolay olacaktır. Her ikisinde de hata olma ihtimali neredeyse imkânsıza yakın olacaktır. Tekrar yapacağınız dalışlar için decosuz dalış limitlerini (No Deco Limit) göz önünde bulundurmak için yardımcı olacaktır. Yüzey zamanınızı da hesaplamalara katacağı için bir sonraki dalışınız ile ilgili hesaplamalarla uğraşmak zorunda da kalmayacaksınız.

Dalış Kayıt Defteri (DiveLog)

Günümüz dalış bilgisayarları, dalış günlüğü olarak ikincil bir amaca da hizmet eder. Hepsi belirli bir sayıda dalışı kaydeder, ihtiyaç durumunda bilgisayara aktarım imkânı ile dalış profilinizi de kaydettiği için dalışınız sırasındaki durumunuzu izlemenize yardımcı olur. Gerekli aparatlar yardımı ile de hava tüketiminizi de takip edebilmeniz mümkündür. Çoğu dalış bilgisayarı su sıcaklığı gibi bilgileri de tutar.

Bilgisayarınız, maksimum dalış derinliği ve dip zamanınız konusunda sizi uyarır. Dolayısıyla dalış güvenliğinizi sağlar.

Ekonomi Durumları

Dalış bilgisayarlarının maliyeti, işlevselliği arttıkça yıllar içinde kayda değer bir şekilde düşmüştür. Oldukça pahalı bazı modeller varken, yalnızca gerekli olan derinlik ve dekosuz dalış limitleri (NDL) konusunda bilgi sağlayan basit bilgisayarlar da bulunmaktadır.

Neredeyse zorunlu

Artık daha fazla dalış sistemi, onlarla dalmadan önce bir dalış bilgisayarınız olmasını, özellikle de daha ileri seviyeli dalış yapıyorsanız, sizi dalış bilgisayarı sahibi olmaya zorlamaya başlıyor. Kendinize ait bir bilgisayarınızın olması dalışlarınızı kayıt altına almaya yardımcı olacağı gibi dekosuz dalış limitlerine uymak ve deco durakları konusunda kontrolün sizde olmasına yardımcı olacaktır.

Herşeyin başı sağlık

Dalış bilgisayarları bu kadar faydasına rağmen yeterli değildir. Amaçları, dip zamanı ve derinliğinizin hızlı ve sürekli hesaplamaları yaparak size dalışınızda yardımcı olmaktır. Bununla birlikte, kilo, yaş, hidrasyon seviyeleri ve dalış öncesi bütün gece partilerde takılmanızın dekompresyon hastalıkları açısında oluşabilecek riskleri dikkate alamazlar. Dalış bilgisayarları sizin vücudunuz hakkında hiçbir şey bilmiyor ve sağlığınızı da kontrol edemiyor.  Dalış bilgisayarlarının bazılarında, kişisel durumlara bağlı farklı ayarlar yapılabilmektedir, ancak bunlar sadece dalış planını daha dar limitler içerisinde tutup, dalış güvenliğini arttırmaktadır. Bu ayarlar sadece gösterge amaçlı olup gerçek duruma ait kişisel kondisyonun belirlenmesi dalıcı sorumluluğundadır. Dalış bilgisayarları sadece bir araç ve size daha fazla bilgi sunan bir kaynak olarak görülmelidir. Herhangi bir araçta olduğu gibi, bunu yapmadan önce nasıl kullanacağınızı anlayın ve güvenli dalış bilgisinin yerini almasına asla izin vermeyin. Eğitimlerinizi iyi alın ve gereklerini yapın, dalış tablolarını öğrenin, arkasındaki bilimi iyi anlayın ve o bilginin güvenli bir şekilde kullanılmasını kolaylaştırmak için bilgisayarınızı kullanın.

Her dalışınızın güvenli ve keyifli olması dileklerimizle…

 

 

 

Denizlerimizde Katı Atık Kirliliği Üzerine

STH (Su altı Temizlik ve Bilinçlendirme Hareketi Derneği) on iki yıldır su altında mevcut katı atık kirliliğini referans alarak deniz, deniz kirliliği ve deniz kültürü konularında farkındalık yaratmaya ve kamuoyunu bilinçlendirmeye çalışan bir dernek. İki önemli niteliği var; bağımsız ve gönüllü. Bütçesi yok. Çalışanı yok. Sadece aynı motivasyonu paylaşan bir avuç aktivist gönüllü ile tam on iki yıldır dünyada eşi benzeri olmayan bir çalışma örneği sergiliyor.

Tam olarak ne mi yapıyor? İnsan sirkülasyonunun yüksek olduğu noktalarda kamuoyuna açık etkinlikler düzenliyor. Bu etkinliklerde su altı temizlik ekipleri katı atıkları çıkartarak sergiliyor. Görüntüleme ekipleri fotoğraf ve video kayıtları alıyor. Envanter ekipleri çıkartılan materyalleri tasnif ediyor, sayıyor ve kayıt altına alıyor. Anket ekipleri farkındalık ölçmeye ve bilgilendirmeye yönelik kısa anketler yapıyor. Her etkinlikte açık hava fotoğraf sergisi, imkân yaratılabildiğinde kısa film gösterimi, hatta su altından canlı yayın yapıyor. Çocuklarla suyun altındaki dalgıçları çalışma sırasında konuşturuyor, sorularını yanıtlıyor.

Belki de en önemlisi, tüm elde ettiği verilerle bir veri tabanı oluşturuyor ve bu verilerden oluşan kısa filmler ve fotoğraf sergileri ile başta eğitim kurumları olmak üzere, iskelelerde, fuarlarda, açık alanlarda sergiler, sunumlar gerçekleştiriyor.

STH üzerine anlatılabilecek daha çok şey var ama yazımızın konusu STH değil, STH’nin on iki yıllık serüveninde elde ettiği izlenimler. Aşağıdaki tespitleri okumadan önce kaynağı hakkında bilgi sahibi olmanız gerektiğini düşündüm. Türkiye’de hâlâ denizlerimizdeki katı atık kirliliği söz konusu olduğunda tek “uzman” organizasyon olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz.

Denizlerimizde Başlıca Kirlilik Kaynakları

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. Bu yazının konusu “katı atık” kirliliğidir. Hemen akla gelebilecek ve çok daha önemli olduğu söylenebilecek mikrobiyolojik kirlilik, ağır metal kirliliği, petrol kirliliği vs. bu yazının konusu değildir. Bu yazının konusu ve öncelikli öznesi katı atık ve yurdum insanıdır. Geride kalan yıllarda kayıt altına aldığımız veri tabanı bizi kirletici olarak aşağıdaki başlıklara götürüyor.

  1. Deniz Araçları

İster gezi teknesi olsun, ister gemi, ister ticari tekne ya da balıkçı teknesi, bugüne kadar çalışma yaptığımız ve deniz araçlarının olduğu her nokta birinci derecede sorunludur. Tekne faaliyetlerinden kaynaklanan atıklar, liman-iskele ya da çekek alanlarından kaynaklı katı atıklar başı çekmektedir.

Somutlaştırmak adına, STH Harem Projesi çalışmaları kapsamında yaklaşık 15.000 parçalık katı atık envanteri kayıt altına alınmıştır. Envanter listeleri incelendiğinde alkol ve meşrubat ambalajları çıkartıldığında geri kalan envanterin neredeyse tamamını deniz araçları kaynaklı atıklar oluşturmaktadır. Söz konusu proje alanından 18 adet kamyon aküsü çıkartılmıştır. Bu akülerin başka bir kaynaktan gelmiş olması mümkün değildir.

İskele alanlarında takoz olarak kullanılmakta olan ÖTL’ler (ömrünü tamamlamış lastik) belki de denizlerimizin en önemli sorunlarından birini teşkil etmektedir. Yine Harem’den bir örnekle somutlaştırırsak, proje alanından çoğunluğu iş makinesi lastiği olmak üzere 150 adet ÖTL çıkartılmış, 50 kadarı da hâlâ çıkartılmayı beklemektedir. Hemen her iskele alanında manzara ne yazık ki aynıdır.

Burada en önemli sorun, suyun altında binlercesi mevcutken yeterli denetim ve duyarlılık olmaması nedeniyle her geçen gün yenilerinin eklenmeye devam etmesidir. Bu konuyu daha da trajikomik hale getiren bir diğer unsur 25 Kasım 2006 tarihinde yayınlanan Ömrünü Tamamlamış Lastiklerin Kontrolü Hakkında Yönetmelik’tir. Madde madde, lastikler tehlikeli atıktır, toplanması, depolanması, geri dönüşümü, geri kazanımı… Her bir şeyi lisansa bağlanmalıdır diye buyuran yönetmelik söz konusu lastiklerin iskelelerde takoz olarak kullanılmasını lisans dışı bırakmaktadır. Ankara’dan bakınca denizi göremeyen, altı tarafı denizlerle çevrili bir ülkeyi bozkırmışçasına yönetmeye çalışan zihniyet ne yazık ki denizlerde kullanılan ÖTL’yi görmezden gelmiş, hatta neredeyse teşvik etmiştir.

26 Kasım 2006 tarihinden itibaren ÖTL Yönetmeliği üzerine çalışmaya başlanmış ve Aralık sonunda STH ÖTL Projesi adıyla bir öneri ortaya konulmuştur. Derneğimiz önce İl Çevre Müdürlüğü, ardından o zamanın Çevre ve Orman Bakanlığı’na yazılı olarak konu hakkındaki görüşlerini iletmiş, ancak yanıt alamamıştır. 6 Mart 2007’de Ankara’ya giderek söz konusu yönetmeliği hazırlayan uzmanlardan birine 6 dakikalık bir film izletilerek göremedikleri tablonun vahameti aktarılmış ve bir proje önerisi iletilmiştir. 13 Mart 2007’de yine Harem’de sadece bu konuya dikkat çekebilmek için STH ÖTL etkinliği düzenlenmiş, Bakanlık görevlileri de davet edilmişlerse de ne yazık ki icabet etmemişlerdir. Medyada geniş yer bulan etkinlik sesini Ankara’ya duyuramamıştır.

Daha da vahim kısmı, Ekim 2013’te gerçekleştirilen bir sempozyumda Bakanlık görevlileri ÖTL’lerden dert yanmış ve bu konuda proje üretilmemesinden şikâyetçi olmuşlardır!

Söz konusu ÖTL’ler sadece iskele-liman alanlarında değil, yolcu motorlarından, römorkörlere kadar birçok teknede de usturmaça yerine kullanılmaktadır. 2007 yılında yapılan bir çalışmada sadece İstanbul Boğazı’nda seyir yapan iki kooperatifin yolcu motorlarının yaklaşık 2400 adet ÖTL’yi usturmaça olarak kullandığı tespit edilmiştir.

Deniz araçlarından kaynaklı kirliliğin başrolünde ticari tekneler olmasına karşın amatör denizci sıfatıyla denizlerimizde seyreden teknelerin de payı göz ardı edilemeyecek boyutlardadır.

Çekek alanı faaliyetleri başlı başına değerlendirilmesi gereken bir konudur. Tekne bakımlarının yoğunlaştığı dönemlerde katı atık kirliliği de paralel olarak artmaktadır. Sarf malzemeleri, zımpara kâğıtları, teknelerden sökülen eski aksamlar özellikle rüzgar ya da yağmur suları ile süpürülerek deniz tabanında yerini almaktadır.

Bir çok marinanın da çekek alanlarında sadece havuz bölgelerinde drenaj kanalları mevcut olup, diğer alanlarda bu kanallar olmadığından gerek zımpara sonucu oluşan zehirli boya ya da vernik tozları rüzgar ve yağmurla direkt olarak denize süpürülmektedir.

  1. Bölge Halkı

Sanırım “bölge halkı” en doğru terim olacaktır bu kaynak için. Ağırlıklı olarak aynı lokasyonu rekreasyonel amaçlarla kullanan halk, ikinci hatta yer yer birinci önemli kirletici olarak yerini almaktadır.

Hemen hemen tüm kıyı alanları, gezilebilir tüm liman sahaları, kısaca insanların girebildiği her alanda yoğun katı atık kirliliği tespit edilmektedir. Özellikle alkollü içecek şişe ve kutuları, meşrubat şişe ve kutuları ve pet şişeler son derece yüksek envanter rakamlarına ulaşabilmektedir.

İki yıldır süren STH Akdeniz Projesi Kaş Çalışmaları bu konuda örnek olarak verilebilir. Çalışma alanı olan Kaş Limanı tekne faaliyetlerinin yanı sıra Kaş halkı tarafından yoğun bir şekilde -rekreasyonel amaçlı- kullanılmaktadır. Atık konsantrasyonu göze alındığında söz konusu atıkların tamamının teknelerden kaynaklı olması mümkün görünmemektedir. 2015 ve 2016 yıllarında yapılan çalışmaların genel envanter dağılımında ağırlıklı olarak şişe ve bardaklardan oluşan cam atıklar, toplam katı atıkların neredeyse (%48,59) yarısını oluşturmaktadır. Bu noktada altı çizilmesi gereken önemli bir atık olarak bira şişe ve kutuları ön plana çıkmaktadır. Cam şişe ve metal kutu birlikte değerlendirildiğinde toplam envanterin yaklaşık dörtte birini (%23) oluşturmaktadır. Yine cam atıklar içinde en önemli başlıklardan biri de toplam envanter içerisinde %16’lık yüksek bir orana sahip cam bardaklardır. Plastik şişe vb. aksine uçarak değil ancak atılması ya da düşürülmesi suretiyle deniz tabanında yer bulabilen cam atıkların oranı, özellikle camın suda çözünme süresinin halen net bir şekilde öngörülememesi de düşünüldüğünde önemli bir sorun olarak ele alınmalıdır.

  1. Deniz Kıyısı ve Deniz Üzerinde Yapılan İnşaatlar

Ülkemizde hâlâ –en azından bildiğimiz kadarıyla- deniz kıyısında ve deniz üzerinde yapılan inşaatlarla ilgili yarattığı deniz kirliliği açısından rutin bir denetim ya da uygulama söz konusu değildir. Oysa Kadıköy İskelesi inşaatı, Bakırköy Deniz Otobüsü İskelesi inşaatı ve yine STH Harem Projesi bu konuda önemli örnekler olarak sunulabilir.

Özellikle STH Harem Projesi çalışmalarını burada bir kez daha anmak gerekecektir. Proje alanında eski Karaköy İskelesi yıllarca beklemiş ve nihayet söküm işlemi gerçekleştirilmişti. Çalışmalarımız başladığında sahada yer alan duba eski iskeleye aitti. Temizlik dalışlarına başladığımızda fark ettik ki yüklenici firma her kimse dubayı soyana kadar ne varsa denize atılmıştı. Eski iskelenin oturma grupları, 83 çuval moloz, lavabolar, pisuarlar, tonlarla ifade edilecek metal profiller, tanklar… Düşünün ki iskeleden geriye sadece duba kalmıştı. STH Harem Projesi envanterinde tüm sayılan materyallerin listelerine ve fotoğraflarına ulaşılması mümkündür.

  1. Rüzgar, Yağmur, Dalgalar Falan

Şüphesiz envanter listeleri içerisinde istem dışı denizel ortamla buluşan materyaller söz konusudur. Genellikle rüzgar, yağmur sebep olarak gösterilmektedir. Ne yazık ki karşılaştığımız birçok örnekte sebep doğru olmasına karşın basit bir önlem dahi alınmaması dikkate değerdir. Somut örnek vermek gerekirse, Caddebostan Plajı’nda yapılan çalışmalarda envanterin yaklaşık %25’ini naylon poşetler oluşturmaktadır. Formu ve ağırlığı itibarı ile bir poşetin kolaylıkla uçabileceğini tahmin edebilmek için herhangi bir bilim dalında uzmanlığa ihtiyaç olmadığı aşikârdır. İleri bölümlerde bahsedileceği üzere burada temel sorun bu durumdan “rahatsızlık” duyulmamasıdır.

Türkiye Cumhuriyeti ve Deniz

Türk insanının denizle ilişkisini yargılamadan önce Türkiye Cumhuriyeti’nin denizle ilişkisine bir göz atmak yerinde olacaktır. Yaklaşık 8350 km kıyı şeridine sahip, altı tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin denizle ilişkisi, halkının da denizle ilişkisi adına önemli ipuçları verecektir.

Dünyanın en eski deniz ticaret yollarının önemli bir kısmı kıyılarımızdan geçmektedir. Tarihin bilinen ilk düzenli deniz taşımacılığı Likya topraklarında, binlerce yıl önce yapılmaktaydı. Su altı Arkeolojisi diye yepyeni bir bilim sahası Anadolu kıyıları sayesinde hayat buldu. Helen istilasına kadar Troya, sonraki yüzyıllar boyunca Byzantion döneminin en önemli liman kentleri olarak ön plana çıktılar. Jason ve Argonotlar bu kıyılar boyunca peşi sıra gittiler Altın Postun. Daha M.Ö. 7. Yüzyılda kurdu Mandrokal tarihe geçen köprüsünü İstanbul Boğazı’nın iki yakası arasına. İnsanlık tarihinin bilinen en büyük üç deniz savaşından birini bu toprakların donanması kazandı. Denizle ilişkisi her daim tartışılabilir Osmanlı döneminde dahi birkaç asır Türk gölü olarak anıldı Akdeniz. Osmanlı’nın son dönemlerinde yemek masasındaki tabaklarda deniz vardı, balık vardı. Ressamlar sandalında balık tutan kadınları resmediyordu. Mezar taşlarında bile yelken figürleri vardı.

Birçok açıdan burun kıvırdığımız Osmanlı döneminde bile bir deniz kültüründen bahsetmek mümkün iken bugün nasıl oldu da bu hale geldik?

1950’li yıllardan itibaren iyi incelenmesi gereken bir süreçtir bu aslında. Adım adım denizle olan ilişki değişmeye başlar. Denizle var olmuş bir deniz toplumu için araç olan deniz, özellikle ellili yıllardan itibaren giderek artan bir isteriyle aşılması gereken bir engel olarak görülmeye başlar. Yetmişlere geldiğimizde tek derdimiz vardır; üstünden mi aşsak, altında mı geçsek… Son yarım asır boyunca bir tek kullanmaya kafa yormadık denizi. Doldurmak, alt etmek, köprülerle aşmak, tünellerle altından geçmek ya da emlak rantı yaratmak dışında kafa yormadık.

2011 yılına kadar patlıcanın bakanıyla, levreğin bakanı aynıydı. Olmaz diyorduk, denize bakan Bakan lazım diyorduk. Derken 2011 yılında bir Denizcilik bakanlığımız oldu. Ölçülü sevinebildik doğrusu. Çünkü dâhil edildiği bakanlığı düşününce ancak armatörler adına sevinebilmiştik. Söz konusu bakanlık altıncı yılını geride bırakırken sitesinde yer alan 2023 hedeflerini aynen kopyalıyorum aşağıya:

 – Türk sahipli deniz ticaret filosunun tonaj bazında 50 milyon DWT’e ulaşması ve dünyada ilk 10 ülke arasında yer alması,
 – Denizcilikte; 100 bin zabit, 350 bin tayfa, 1 milyon amatör denizci sayısına erişilerek uluslararası denizcilik istihdamına katkı sağlanması,
  – Ulaştırma Kıyı Yapıları Master Planı ile Bütünleşik Kıyı Alanları Planlamasının birbiri ile uyumlu hale getirilmesi ve vatandaşlarımızın deniz ile buluşmasının sağlanması,
  – Tehlikeli Mal ve Kombine Taşımacılık Genel Müdürlüğü
  – Ülkemizdeki kıyı tesislerinin birleştirilerek ihtisas limanları kurulması ve sıvı yük için mevcut şamandıra sistemlerinin kaldırılarak dolfen terminal sistemine dönüştürülmesi
  – Mevcut olan tersanelerin teknoloji, finans ve işletmecilik modeli ile birleşmelerinin teşvik edilerek daha etkin, rasyonel ve büyük kapasiteli tersaneler haline dönüştürülmesi
  – Gemi İnşa Sektöründe, elektronik ekipmanlar, teçhizat ve diğer ekipmanlar dâhil en az %70 yerli katkı payı ile gemi üretimi yapılmasının sağlanması,
  – Yüksek, orta ve düşük devirli gemi makinalarının yerli olarak imal edilmesi, üretim tesislerinin kurulması ve dünya pazarına ihraç edilmesi,
  – Teknolojik afet kapsamına giren deniz kirliliklerine hızlı ve etkin müdahale edebilmek için Ulusal Deniz Emniyeti ve Acil Müdahale Merkezi’nin faaliyete geçmesinin sağlanması,
  – Ülkemizde denizlerin kullanımının özendirilerek tekne bağlama, barınma ve denize iniş rampalarıyla ilgili alt yapının tamamlanıp her 75 kişiden 1 kişinin tekne sahibi olmasını sağlayacak gerekli teşvik tedbirlerinin alınması,
  – Türkiye kıyılarında tüm gemi trafiğinin izlenmesini sağlayacak sistem ve yazılımın yerli imkânlarla geliştirilip kullanılmaya başlanması,
  – Türk P&I Koruma ve Tazmin Sigorta Şirketinin kurulması ve orta vadede Uluslararası Grup Kulüpleri arasına girilmesi.

2016’nın son günleri ve hala devletin denize dair vizyonu deniz ticaretinden öte geçemiyor ne yazık ki. Devletin bir stratejisi yok iken denize dair, halkından çok da bir şey beklememek lazım sanki. Yukarıdaki hedeflerin alayına vardık diyelim, denizci millet olmak adına, deniz kültürü adına tek güvencemiz “Ülkemizde denizlerin kullanımının özendirilerek tekne bağlama, barınma ve denize iniş rampalarıyla ilgili alt yapının tamamlanıp her 75 kişiden 1 kişinin tekne sahibi olmasını sağlayacak gerekli teşvik tedbirlerinin alınması,” bu maddeden ibaret…

Buyurun bir tablo da Deniz Ticaret Odası yayınlarından Deniz Turizmi Dergisi, Nisan 2015 sayısı ekinden:

DENİZ TURİZMİ ARAÇLARI Adet
Yatlar (Guletler vb.) 1529
Bare-Boat (Mürettebatsız kiralanan) 571
Günübirlik gezi tekneleri 1051
Yüzer restoran 45
İç sular gezi teknesi (yaklaşık) 1000
Dalış işletmeleri 263
Su üstü işletmeleri 697
ÖZEL DENİZ ARAÇLARI
Özel tekneler 38.838

Yaklaşık 50.000 olan tekne sayısı nasıl olacak da 1.000.000’a çıkacak diye sormaya bile gerek yok ama her 75 kişiden biri tekne sahibi olunca denizci olacak mı? Deniz kültürünü vahiyle mi alacak? Denizi yaşamında konumlandırmamış, deniz kültüründen bihaber yaklaşık bir milyon tekne sahibi… Düşünmesi bile korkunç!

Devletin vizyon eksikliği kadar önemli bir diğer sorunu da denizler söz konusu olduğunda yaratmış olduğu otorite boşluğudur. Suç-ceza ikilisi denizel ortamda ne yazık ki karşılığını bulamamaktadır. Son yapılan anket çalışmasında sorulan sorulardan bir tanesi “Denizi kirleten birilerini görürseniz hangi kuruma haber vermelisiniz?” gibi son derece masum bir soruydu. Sahil Güvenlik açık ara birinci geldi. Belediye ya da Liman Başkanlıkları neredeyse kimsenin aklına bile gelmedi.

Birkaç sene önce Dernek olarak şöyle bir simülasyon denedik: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Beyaz Masa hattını (153) arayarak “Şu an adamın biri denize çuvalla çöp atıyor.” Dedik. Önce bir sessizlik oldu. Sonra mırın kırın. Daha sonra bizi Su altı Şefliği ’ne aktardılar. Daha aramadan biliyorum ki ne yetkisi, ne de imkânı var. Tekrar aradık, yine mırın-kırın. Çünkü adamcağıza çalışmadığı yerden sorduk. Kime ne ki denize atılan bir çuval çöp!

Benzer bir örnek yine STH Harem Projesi çalışmaları sırasında yaşandı. Kasalar dolusu kokmuş balığı denize döken adamı şikâyet ettiğimizde zabıta “Benim çoluğum çocuğum var, ne yapayım.” yanıtını verdi.

Mevzuat varsa, suç varsa, denetim yoksa ceza yoksa daha neyi konuşacağız ki?

Nereden Başlamalı?

Deniz ticareti ne derece önemliyse, amatör denizcilik, deniz turizmi, su ürünleri stoku… Hepsi aynı derece önemlidir. Daha da önemlisi devletin bir deniz stratejisi olmak zorundadır. Hedefinde denizin insanların yaşamında yeniden konumlandırılması, gerçek yerini bulması olmalıdır.

“Denizi sevelim”, “Denizi koruyalım” gibi altı boş, mesnetsiz söylemleri geride bırakmalıyız. Deniz ne ayazda kalmış kedi yavrusu misali korunmaya muhtaçtır, ne de oyuncak ayı gibi sevilesi bir şeydir. Bölgesel olarak faydası ele alınmalı ve insanların yaşamlarında konumlandırılmalıdır. Devletin stratejiye, sivil toplum örgütlerinin de bu konuda çalışacak donanıma ihtiyacı vardır.

Somutlaştırmak adına; Çavdır’ da bir ilköğretim okuluna sunuma gittiğimizde sınıfın penceresinden Patara kumsalı görünürken, çocuk domatesi sorduğunuzda 3 saat anlatabiliyorken, deniz dediğinizde hiçbir fikri yok. Oysa o çocuğun seçenekleri arasında dalış eğitmenliği, kaptanlık, deniz turizmi, balıkçılık gibi seçeneklerinin de olduğunu bilmesi gerekmez mi?

Daha altı yaşında, ilkokul ikinci sınıftayken öğrendim Susurluk’taki şeker fabrikasını; Soma’da, Tunçbilek’te linyit, Küre’de bakır, Ergani’de demir çıktığını. İç Anadolu bölgesinin tahıl ambarı olduğunu, Çukurova’da pamuk yetiştiğini. Çünkü sekizyüzbin küsur kilometrekarelik bir tarım ülkesinin çocuklarıydık biz. Oysa sekizbin kilometreyi aşan ve bu “tarım ülkesinin” altı tarafını çeviren su kütlesine dair anılarımız silinmiş gibidir eğitim hayatımızdan. Belki ölene kadar unutulmamak üzere kafamıza kazınan şeker fabrikalarına, maden yataklarına karşın kulaktan dolma bir Karadeniz ve bir de hamsi biliriz denize dair, hepsi o. Peki hal böyle olunca nasıl anlayacak, koruyacak ve hatta sevecektir yurdum insanı denizi?

Hakan Tiryaki

Sualtı Temizlik ve Bilinçlendirme Hareketi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

 

Bodrum Sahilinde Üç Kurşunla Öldürülmüş Caretta Caretta bulundu

Bodrum’un Koyunbaba Koyu’nda bu sabah yürüyüşe çıkanlar, sahile vurmuş caretta caretta ölüsünü farkedip, durumu Koyunbaba Mahallesi Muhtarı Yılmaz Çincik’e bildirdi.

3 KURŞUNLA BAŞINDAN VURULDU

Bunun üzerine koya giden Çincik, 75 santimetre boyunda, 45 kilogram ağırlığındaki caretta caretta türü deniz kaplumbağasının başından 3 kurşunla vurularak telef edildiğini belirleyip, Gümüşlük Jandarma Karakol Komutanlığı ile Arama Kurtarma Derneği (AKUT) Bodrum ekibine bilgi verdi.

“HAKETTİKLERİ CEZAYI ALMALILAR”

Jandarma, nesli tükenmekte olan türler arasında olan caretta carettanın kurşunlanarak öldürülmesiyle ilgili soruşturma başlatırken, AKUT Bodrum ekibi de Ortaca İlçesi, Dalyan Mahallesi’ndeki Deniz Kaplumbağaları Araştırma Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi (DEKAMER) ile irtibata geçti. Telef edilen deniz kaplumbağasının incelenmek üzere DEKAMER’e teslim edileceği bildirildi.

Bodrum sahilinde 3 kurşun ile öldürülen caretta caretta bulundu.

Koyunbaba Mahallesi Muhtarı Yılmaz Çincik, “Bu bir vahşet. Bunu yapanlar insan olamaz. Sorumlularının bir an önce bulunup, hakettikleri cezanın verilmesini istiyoruz” dedi.

Karar Verme Mekanizması ve DECIDE Modeli

Dalış eğitimleri, teorik eğitimleri takiben suda yapılan beceri tekrarları ile tamamlanır. Tanıtım dalışı ile başlayan eğitim yolculuğu, çeşitli uzmanlıklar, sportif seviyeler, eğitmenlik ve dalış profesyonelliği ile eğitmen eğiticiliğine kadar uzun bir yolda ilerler.

Her kurs, dalış kariyerinde bir kilometre taşıdır ve her dalış ile su altı deneyimleri artmaktadır.

Öğrenme, sonu olmayan bir süreçtir. Fiziksel, görsel ve 3 boyutlu çoklu ortam –multi media bilgilerin disiplinler arası uygulamaları ile dalıcılar kendilerini geliştirmeye devam etmektedirler.

Dalış sporu için su ve teorik eğitimlerin yanı sıra, gündelik hayatımızda çok karşılaştığımız mental gelişim de çok önemli rol oynamaktadır. Özellikle öğrenme ile ilgili psikolojik ve anatomik mekanizmalar dalış ile ilgili gelişimlerde önemli rol alır.

“Durumsal farkındalık” ile başladığımız yazı dizimizin bu bölümünde “Karar verme süreci” ile ilgili genel bilgileri vereceğiz.

KARAR VERME MEKANİZMASI

En basit haliyle karar verme, mevcut duruma ait uygulanacak iki veya daha çok hareketin arasında seçim yapmaktır.

Daha geniş tanımıyla problem çözme sürecinde, probleme ait olası çözümlerin arasında seçim yapmaktır.

Nobel Ödüllü Daniel Kahneman ve deneysel psikolog Amos Tversky yaptıkları çalışmalarla beynimizde iki farklı sistemin iç içe çalıştığını ortaya koymuşlardır.

Sistem 1 çok hızlı karar almaktadır, Sistem 2 ise verileri dikkatlice inceler, hesap kitap yapar ve çok daha yavaş çalışır. Bu iki sistemin becerileri birbirinden çok farklıdır ve karşılaştığımız durumlar hangisinin uzmanlık alanına giriyorsa o sistem devreye girer.

Sistem 1 – Sezgisel Sistem

Sistem 1, bir tür otopilot işlevi görür. Bizim hiç düşünmeden birçok işi yapmamızı sağlar. Sezgisel olarak kısa yolları kullanarak karar verir. Hayatımızı hızlandırır ve kolaylaştırır.

Sezgiler, geçmiş deneyimlerimizin kişisel değerlerimiz ile anlamlandırılmış halidir. Bu nedenle Sistem 2 muhakemeden farklı olarak duygusallığı da içerir.

Yeni biriyle tanıştığımızda, bir iş görüşmesi yaptığımızda, aniden veya stres altında karar vermemiz gerektiğinde Sistem 1 devrededir.

Sistem 2  – Muhakeme Sistemi

Sistem 2 ise analiz yapan, düşünen, yavaş, dikkatli ve zor karar veren bir sistemdir. Muhakeme ya da en süslü söylenişi ile “usa vurma”, öğrenmenin en ileri safhalarından biri sayıldığından insanları diğer canlılardan üstün kılan yeteneklerden biridir.

Farklı durumların karşılaştırılması yapılarak duruma uygun karar verme yeteneğidir. Muhakeme, duygusallıktan arınmış ve geçmiş deneyimler ile elde edilmiş bilgileri kullanır.

Alışılmış durumları sezgisel sistem yönetirken, analiz yapıp seçeneklerin değerlendirilmesi gerektiğinde yerini muhakeme sistemi alır.

Karar verme, sezgisel yolla ya da muhakeme yoluyla yapılabilir.

Karmaşık durumlarda ise, genellikle hem sezgilerimiz, hem de muhakeme yeteneğimizi birlikte kullanarak karar vermemiz gerekir.

DALIŞ VE KARAR VERME

Dur – Düşün – Uygula

Dalış eğitimlerinde hepimiz plan dışı durumlarda önce ne yapıyor olursak olalım durmayı, bir sonraki hareketimizin ne olacağına karar vermemizi ve kararımızı uygulama sıralamasını öğrendik.

Plan dışı durumlarda bu sıralamaya uygun düşünme tarzına alışık olmayanlar, durumsal farkındalıklarının zayıf olması nedeniyle mevcut durumu kolay bir şekilde analiz edemeyecekler ve panik olacaklardır. Panik halinde ise, karar verme mekanizması düzgün işlemeyecektir.

Karar verme işleyişinde mevcut veriler analiz edilip, bunlara bağlı yeni durum için harekete geçilir. Bu süreçte gerekli tüm verilere sahip olmamız beklenemez.

Hiç veri olmaması durumunda ise analize gerek olmayacaktır. Tam tersi durum olan çok fazla veri olması durumunda ise, analiz süreci uzayacak ve karar vermek gecikecektir. Karar vermek için, bize yeterli olacak doğru ve kullanılabilir veriyi arayıp bulmak gerekir. Bu bilgiyi bulmak bizim sorumluluğumuzdadır.

Unutulmaması gereken en önemli nokta, yanlış veriye dayalı kararların, hiç veri olmaması ya da çok az olması durumunda verilecek sezgisel kararlardan daha kötü sonuçlar doğurabileceğidir.

Karar verme mekanizmasında verilen kararın yaratacağı risklerin değerlendirilmesi gerekir. Doğru ve yeterli veri ile olası riskleri belirlemek karar vermeyi kolaylaştıracaktır.

KARAR VERME AŞAMALARI  –  DECIDE MODELİ

Tech Diving Mag’de yayınlanmış bir eğitim makalesinde yer alan DECIDE Modeli, dalış ve karar verme aşamaları için çok güzel bir örnektir. Analojisi İngilizce hali olan DECIDE (karar vermek) şeklinde bırakılarak, her aşamanın tanımı ve örneği aşağıdaki tabloda verilmektedir.

DECIDE Modeli

DECIDE Modeli Örneği

Detect / Algılama: Bu aşamada karar verici yapılan planda bir değişiklik olduğunun farkına varır. Algılama: Dalıcı beklediğinden daha fazla hava tüketmektedir (bu algılama ile yapılan plan ve mevcut durum ilişkilendirilir).
Estimate / Tahmin: Karar verici, değişim karşısında nasıl hareket edeceğini tahmin eder, ya durumu tersine çevirmeye çalışacaktır, ya da duruma uygun yeni plan yapacaktır. Tahmin: Kullanılan fazla hava, ilk dalış planında rezerv gaz olarak planlanmıştır, ancak dalıcı bunun harcanmasının deko duraklarında ya da olası çimlenme durumlarında risk yaratacağı tahmin etmektedir, harekete geçilmesi gerekir.
Choose / Seçim: Karar verici başarıya ulaşacak sonucun seçimini yapar. Seçim: Dalıcı planladığı batık dalışını daha sığ olarak gerçekleştirebilir ya da dalışı planlanan süreden daha erken sürede sonlandırır.
Identify / Tespit: Karar verici değişimi başarılı bir şekilde kontrol altına alacak hareketleri tespit eder. Tespit: Dalıcı sığ dalış kararını verir ve dalış eşine su altı iletişimi ile bilgi verir.
Do / Uygula: Karar verici gerekli hareketi uygulamaya koyar. Uygula: Dalış daha sığ olarak, batığın içerisine girmek yerine batığın üstünde dolaşmak şeklinde devam eder.
Evaluate / Değerlendir: Karar verici yaptığı hareketin değişime olan etkisini değerlendirir. Değerlendir: Yapılan yeni plan ile daha sığda yapılan dalışta hava tüketimi izlenerek, süreç devam ettirilir.

Dalış güvenliğimiz için gerekli ekipmana sahip olmak ve dalış için gerekli fiziksel kondisyona sahip olmanın yanında en güçlü donanımımız sağduyumuz ve panik olmama becerimiz olmalıdır.

Bazı durumlarda doğru kararlar alamayabiliriz. Bu anlatılan süreçler sonucunda alınan kararların yanlış olması durumunda kendi kendimize dövünmenin bir yararı olmayacaktır. Bunun yerine verilen kararın yanlış olması durumunda neden istenilen sonucu vermediğinin analizi yapılarak, bir sonraki sefer aynı hatanın yapılmaması gerekir.

Analitik düşünce yaklaşımı ile karar verme becerilerini dalıcılar kendi başına geliştirecektir. Bu da bundan sonraki her yazımızın bitiş paragrafında tekrarlanacak olan ifade ile “iyi bir dalıcı” ile “çok iyi bir dalıcı” arasındaki farkı ortaya koyacaktır.

Amacımız her dalışta daha iyi bir dalıcı olmak olsun ve dalışlarınızın keyfi daim olsun…
Kaynaklar:

https://www.skillsyouneed.com/ips/decision-making.html

https://mitpress.mit.edu/books/evolution-and-mechanisms-decision-making

Tech Diving Mag, Issue 24, Eylül 2016

Dünya Yunus Günü 14 Nisan

Bugün Dünya Yunus Günü 

“Yunus balığı” olarak da adlandırılmasına rağmen yunus, memeli bir hayvandır. Solungaçları yoktur ve hava almak için yüzeye çıkmak zorundadır. Nefesini 30 dakika kadar tutabilir. Sıcakkanlı hayvanlardır ve vücut ısıları sabittir. Canlı doğum yaparlar ve yavrularını emzirirler.

Türkiye’de 1983 yılından beri tüm deniz memelilerinin avlanması yasaktır. Bu türler, 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanunu ve ülkemizin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar ile (Barselona ve Bern) koruma altındadır. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yayımlanan Ticari Amaçlı Su Ürünleri Avcılığını Düzenleyen Tebliğ’e göre Türkiye karasularında yunusların avlanması yasaktır.
Tırtak türü (Delphinus delphis) Akdeniz’de 2003 yılında, IUCN (Dünya Doğayı Koruma Birliği) tarafından hazırlanan nesli tehlike altında türler listesine girmiştir.

Yunus



Akdeniz ve özellikle Karadeniz’in kapalı-yarı kapalı konumu, kıyı alanlarındaki insan yoğunluğu ve faaliyetleri yunusları belirgin biçimde tehdit eder. Büyük miktarda kentsel atık, arıtma işlemi yapılmadan denizlere dökülür. Yunuslar deniz ortamındaki besin zincirinin en üst halkalarından birinde yer aldıkları için, biyolojik birikme sonucu kirlilikten ciddi şekilde zarar görürler. Uzun ömürlü canlılar olmaları da bu olumsuz etkiyi artırır. Kirleticilerin yunus ve balinaların üreme ve bağışıklık sistemine uzun süreli zarar verdiği birçok araştırmayla kanıtlanmıştır. Tüm bu tehditlerin bir araya gelerek yarattığı olumsuzluklar, denizlerimizdeki yunus türlerinin neslinin devamı için ciddi bir risk oluşturur.

WWF tarafından yapılan “Çok Yaşasın Yunuslar” Projesi

WWF tarafından yapılan projenin içeriği şu şekilde:

“Ülkemizin denizel biyolojik çeşitliliğinde çok önemli bir yere sahip olan yunusların Akdeniz ve Ege Denizi’ndeki yaşam alanlarının ve karşı karşıya bulundukları tehditlerin belirlenmesi ile yunusların korunmaları yönünde farkındalık oluşturulmasını amaçlar.  Canon Türkiye işbirliğiyle yürütülen proje, Akdeniz (Kaş-Kekova) ve Ege Denizi’nde (Dilek Yarımadası Milli Parkı) yaşayan yunusların dağılım alanlarının belirlenmesi, yöre halkında doğa ve tür koruma çalışmaları konusunda farkındalık yaratılması ve yunusların neslinin devamına yönelik koruma çalışmalarına veri sağlanması projenin hedefleri arasındadır. Doğada yaşayan yunusların yanı sıra tutsak yunuslar için Türkiye’deki Yunus parklarının kapatılması.

Hangi alanlarda çalışıyoruz? Neden?

  • Kaş-Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesi ve Kuşadası Dilek Yarımadası Milli Parkı’nda çalışıyoruz.
  • Akdeniz’in batısıyla kıyaslandığında nispeten bozulmamış durumda olan Ege ve Akdeniz kıyılarımız, hem sahip olduğu denizel biyolojik çeşitlilik, hem de Süveyş Kanalı vasıtasıyla Akdeniz’e gelen İndo-Pasifik kökenli türler bakımından büyük öneme sahiptir.
  • Bu zenginliğe karşın, yunuslar gibi tehdit altında bulunan birçok denizel türle ilgili envanter ve nüfus belirleme çalışmaları bugüne kadar sistemli bir şekilde yapılmamıştır.
  • Su altı turizminin en faal olduğu bölgelerden biri olan Kaş-Kekova ve Türkiye’nin önemli doğal alanlarından biri olan Dilek Yarımadası Büyük Menderes Deltası Millî Parkı, yunuslarla birlikte koruma altına alınmış birçok denizel tür bakımından zengindir.
  • Türkiye’de koruma statüsü olan iki alanda çalışmalarımızı sürdürerek, bu alanlardaki tür koruma ve izleme çalışmalarına envanter oluşturmayı hedefliyoruz.
  • Aynı zamanda bu iki önemli korunan alanda yunusların doğada izleme çalışmalarını yaygınlaştırarak; bugünün doğa koruma anlayışına sığmayan yunus gösteri merkezlerinin bir yenisinin açılmaması üzerine, bu iki önemli turizm bölgemizde sorumlu turizm konusunda da farkındalık oluşturmayı amaçlıyoruz.

WWF-Türkiye Sorunu Çözmek için ne yapıyor? 

  • Akdeniz (Kaş-Kekova) ve Ege Denizi’nde (Dilek Yarımadası Milli Parkı) yaşayan yunus türlerinin sayısının ve dağılımlarının belirlenmesi.
  • Konunun uzmanlarının gözetiminde gönüllü ekipler oluşturularak, yunus bireylerinin fotoğraf yoluyla (Photo ID) kimliklerinin tespit edilmesi.
  • Fotoğraflarla birey tespit çalışması ve arşivleme.
  • Türlere yönelik tehditlerin belirlenmesi ve koruma önerilerinin geliştirilmesi.
  • Alan çalışması yapılarak balıkçılık, kasti öldürme vb. tehditlerin belirlenmesi.
  • Alan çalışması sırasında gözlemlenen balıkçılık, kasti öldürme vb. durumlara acil müdahale için ilgili resmi kurumlara başvuru, uyarı, bilgilendirme.
  • Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile işbirliği içinde, etkin koruma önlemlerinin geliştirilmesi.
  • Türkiye’de yeni yunus gösteri merkezlerinin açılmaması, mevcut gösteri merkezlerinde bulunan yunusların kimliklendirilmesi ve sağlık kontrollerinin yapılması için ilgili kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği.”

Türkiye’de üç yunus türü var :

Dünya’da 43 yunus türü var, bunların 38’i denizlerde, beşi ise nehirlerde yaşar. Ortalama yaşam süreleri 17-20 yıldır. Günde 15 kg balık tüketebilirler. Deniz memelileri seslerini kullanarak iletişim kurar, yiyecek ve yollarını bulur. Yunuslar bu konudaki en yetenekli hayvandır.

Afalina

Afalina (Tursiops truncatus),

Mutur (Phocoena phocoena)

Mutur (Phocoena phocoena)

Tırtaktır (Delphinus delphis).

Tırtaktır (Delphinus delphis).

Yunus Evlat Edinin :

Hiç aklınıza gelmemişti değil mi ?

Yunuslar; yaşam alanlarının kaybı, deniz ve ses kirliliği, tesadüfi avcılık ve kasti öldürme gibi tehditlerle karşı karşıya. Ülkemizin denizsel biyolojik çeşitliliğinde çok önemli bir yere sahip olan yunusların Akdeniz ve Ege Denizi’ndeki yaşam alanlarının ve karşı karşıya bulundukları tehditlerin belirlenmesi ve yunusların korunması için çalışıyoruz. Sizlerin de katkılarını bekliyoruz.

 

Titanik: Batık Bölgesine Dalış Turları 2018’de Başlıyor

1912 yılında, Titanik’in güvertesinde bir yolculuk, lüks seyahatin en üst noktasıydı. Yüzyıldan fazla bir süre sonra, hâlâ en lüks seyahatlerden biri.  

Mayıs 2018’de Londra merkezli Blue Marble Private seyahat şirketinin başlatacağı batık bölgesi dalış turları ile, turistler Titanik’in güvertesi üzerinde süzülme şansına sahip olacaklar.   


Robert Ballard’ın 32 yıl önce RMS Titanik’in enkazını bulması ile 20. yüzyılın en büyük deniz faciasına olan ilgi artarak devam etmektedir.

Ancak, bu dalış turu batığı görmek için son şansınız olabilir.

2016 yılında yapılan bir çalışmaya göre, yeni keşfedilen “extremophile bacteria” adlı bakteri türünün 15-20 sene içerisinde gemiden kalan her şeyi yiyerek bitireceği iddia edilmektedir.

Dalış turu, katılımcıları ve mürettebatı taşıyacak olan denizaltıyı bu gezinin amacına uygun olarak tasarlayıp yapan Ocean Gate Expedition şirketi işbirliği ile gerçekleşecektir.

Kanada Newfoundland’dan başlayacak 8 günlük gezide, her biri 3 saat sürecek 3 günlük dalış programı yapılmıştır. Dalışlarda, titanyum ve karbon fiber denizaltı ile katılımcılar 3800 metre derine batık alanına indirileceklerdir.

Blue Marble Private’ın 8 günlük gezisinin ücreti kişi başı 105,129 $ dır.

Blue Marble Private yaptığı basın açıklamasında, belirlenen ücretin RMS Titanik’te “first class” seyahat ücreti olan 4,350 doların enflasyon hesabı ile bugünkü değerine eşit olduğunu açıklamıştır.

Bu ironik ve hoş açıklamaya rağmen bu ücret, 2012 yılında Deep Ocean Expeditions’ın batığa yaptığı tur ücreti olan 59,000 doların iki katıdır.

İlk seyahat için tur dolmuştur, diğerleri için de elinizi çabuk tutmanız gerekebilir.

Kaynak: http://edition.cnn.com/2017/03/21/travel/titanic-wreck-dives/

Dumlupınar Denizaltı Faciası – 4 NİSAN 1953

1953 yılında, 4 Nisan sabahı tüm ülke acı bir haberle uyanmıştı:
“DUMLUPINAR ÇANAKKALE’DE BATTI!.. Şehitlerimizi Saygıyla anıyoruz.”

Yorgun, ama bir o kadar da gururlu 86 denizci, kendilerine yeni bir görev verilinceye kadar sevgilileri olan denizden ve gemilerinden ayrılıp, eşlerine, ailelerine kavuşmanın heyecanı içerisindeydiler. Ne var ki saatler 02.15 i gösterdiği sırada, Çanakkale Boğazı’ndaki Nara Burnu dönülürken, Türk denizaltıcılık tarihinin belki de en acı kazası yaşandı. Dumlupınar, İsveç bandıralı Naboland Şilebi ile Boğazın orta yerinde çarpıştı. O günkü teknik ve imkanlarla çok uğraşılmasına rağmen gemiyi ve içindeki 81 kişiyi çıkartmak mümkün olmamıştı. O gün için Türkiye’nin elinde 91 metre derinlikten bu denizaltıyı çıkartacak imkanlar yoktu. Denizaltı battıktan sonra battığı yerin bulunabilmesi için aşağıdan bir haberleşme şamandırası fırlatmıştı. Bu şamandıranın içinde irtibatı sağlamak için bir de telefon hattı vardı. Şamandırayı bir balıkçı motoru görmüştü. Şamandıranın içinden bir de telefon ve bir yazı çıktı: “Dumlupınar burada battı, kapağı açın ve irtibat kurun!”

Günün ilk ışıkları etrafı aydınlattığında, Boğaz’ın 90 metre derinliğindeki soğuk karanlıkta korkunç bir can pazarı yaşanıyordu. Aldığı yara sonucu batan ve manevra dairesinde yangın çıkan Dumlupınar’ın kıç torpido bölümündeki 22 denizci sağ kalmayı başarmış, kurtarılmayı bekliyordu.

Dumlupınar

Aşağıdan gelen son sesler:

Dumlupınar Kurtarma Çalışmaları

— Alo Dumlu.
— Evet, Dumlu.
— Ben Üsteğmen Suat.
— Evet, efendim ben Selami
— Selami nasılsınız, biz geldik, şimdi bana durumu anlat.
— Efendim dizellerden yara aldık, manevra dairesinde yangın çıktı, bataryayı
sıfıra alarak kıç torpido dairesine geçtik, şimdi manevra dairesi su ile dolu.
— Kaç kişisiniz orada?
— 22 kişiyiz.
— Diğer dairelerle irtibatınız var mı?
— Yarım saat evvel kıç batarya dairesi ile konuştum, şimdi cevap vermiyorlar.
— Merak etmeyin ‘Kurtaran’ geldi biz buradayız.
— Efendim manometre 267 kadem gösteriyor doğru mu?
— Selami Kurtaran geldi şimdi kurtarma işine başlanıyor, ben biraz sonra yine gelirim.
— Peki efendim…

Denizaltındaki subay ve astsubay ve erlerin tümüne korkunç gerçek söylendi; kendilerini su yüzüne çıkaramayacaklarını buna imkân olmadığını bildirildi. Artık kendilerine başta söylenen “gerekmedikçe konuşmayın ve sigara içmeyin ” telkininin yerine “konuşabilirler, türkü söyleyebilirler ve isterlerse sigara da içebilirler ” denildi. Bunu duyan kahraman denizcilerimizin son sözleri “Sizler sağ olun! Vatan sağ olsun! ” oldu. O andan itibaren oksijen bitinceye kadar 72 saat hayatta kaldılar ve “Ah, bir ataş ver cigaramı yakayım, sen sallan gel ben boyuna bakayım… ” türküsünü söyleyerek büyük bir tevekkülle son nefeslerini verdiler.

Dumlupınar

Son sözleri “Vatan Sağ Olsun! ” diyerek şehit olan 81 denizcimiz bugün Çanakkale Boğazı’nın derinliklerinde ebedi uykularındalar.

 

 

SİLFRA – İki Kıta Arasında Dalış

İzlanda, dünyada iki kıtasal plaka arasında durabileceğiniz tek yer olma özelliğini taşıyor. Bölgede hem coğrafi açıdan hem de dalış açısından en özel yer ise Silfra.

İzlanda’nın Thingvallavatn Gölü’nde yer alan Silfra Yarığı, Avrupa ve Kuzey Amerika kıtalarını birbirinden ayıran Atlantik yarığının üzerinde yer alıyor. Bu yarık tatlı su kaynaklarının doldurduğu bir yarık ve burası iki kıta levhasının birbirine en yakın durduğu ve her yıl birbirinden iki santimetre uzaklaştığı nokta.

Silfra, Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan bir milli park ve bölge olarak hem Avrupa hem de Kuzey Amerika olarak belirlenmiş.

Silfra Avrupa ve Kuzey Amerika tektonik plakalarının arasında yüzebileceğiniz, şnorkel yapabileceğiniz ve dalış yapabileceğiniz tek yer.

Silfra Yarığı

Silfra’da suyun sıcaklığı magmaya çok yakın olmasına rağmen hiç bir zaman +4 dereceyi geçmiyor. Sıcaklığın 2 – 4 dereceler arasında olması nedeniyle, suda yaşamın oluşmaması da suyun berrak kalmasına neden oluyor.

Silfra’da,  magma tabakasının yer yüzüne çok yakın olması ve suyun yüzeye çıkmadan magmadan geçerek filtrelenmesi sebebiyle, 100 metre derinlikte dahi görüş çok net oluyor.

Soğuk suya rağmen, Silfra’nın kristal berraklığında sularına dalmak olağanüstü bir deneyim. Işığın su yüzeyinde yarattığı parıltılar, derinliklere ulaşan ışığın kayalara çarparak oluşturduğu gökkuşağı etkileri dalıcılara eşsiz manzaralar sunuyor.

Thingvallavatn Gölü

Silfra’da dalışlar, Thingvellir Ulusal Parkı düzenlemeleri çerçevesinde, yerel bir rehber ve seçilmiş dalış firmaları tarafından yapılıyor. Dalış sezonu ise Mayıs-Eylül ayları arasında. Dalışlar 18 metreyi geçmeyecek şekilde , kuru elbise dalışı olarak yapılıyor.

Silfra’nın en dar yeri olan Big Crack noktasında, dalıcılar her iki kıtaya birden dokunabiliyorlar.

Kristal berraklığındaki bu sularda yapılan dalışlar, grubun durumuna bağlı olarak 35-45 dakika sürüyor.

 

Kaynaklar:

www.silfra.org  – All about Silfra, the famous dive site in Iceland

https://www.dive.is   –  Diving Silfra Day Tours, The Dive Between The Continents